“Sessizlerin, anlatmayı bilmeyenlerin, kendini dinletemeyenlerin, önemli gözükmeyenlerin, dilsizlerin, o iyi cevabı hep olaydan sonra evde düşünenlerin, insanların hikâyelerini merak etmediği o kişilerin yüzleri diğerlerinden daha anlamlı, daha dolu değil mi Sanki anlatamadıkları hikâyelerin harfleriyle kaynaşıyor bu yüzler, sanki sessizliğin, ezikliğin, hatta yenilginin işaretleri var onlarda.”
Bu kitabı okuyalı yedi sene olmuştur. O zamanlar okurken çok akıcı olması ve romantizm, drama kaçan bir konusu olması dikkatimi çekmişti. Kitapta beni rahatsız eden bazı noktalar olsa da onları pek fark etmemiştim. Şimdi bu kitabın konusunu ve karakterlerini hatırlayınca beni rahatsız eden noktaları açık bir şekilde görebiliyorum.
Adamın hem akrabası hem de kendinden çok küçük biriyle rastgele bir ilişki yaşamasından tutun, kız evlendikten sonra kocasıyla olduğu eve sürekli gidecek kadar takıntılı olmasına kadar hiçbir romantizm içermiyordu. Kitapta aktarılmak istenen mecnun gibi gösterilmeye çalışılmış bir adamın aşk acısı fakat insanları biraz tanıyan birisi rahatlıkla buradaki yanlış olan şeyleri fark edebilir.
Bu bakımdan tekrar okusam asla keyif alamayacağım bir kitap oldu.
17. Yüzyılda korsanlar tarafından esir alınan Venedikli bir adamın öyküsü anlatılmış kitapta. Birine köle olarak satıldıktan sonra olayların ikinci ana karakteri diyebileceğimiz, görüntü olarak da kendisine benzeyen bir hocaya veriliyor. Bu yerli hoca, Venedikli köle gibi, bir şeyleri araştırmaya meraklı. Böyle batıdan gelmiş donanımlı birini bulunca ondan her şeyi öğrenmek istiyor. Kısa zaman sonra birbirlerine alışıyorlar ve karşılıklı bilgi verip birlikte bir silah üzerine çalışıyorlar dönemin padişahı için.
Kitabın ortasından sonlarına doğru hiçbir şey açıkça okuyucuya sunulmuyor. Her şey gizli ve okuyanın nasıl çıkarım yapacağına bağlı. Nedir ne değildir bilmek istiyorsanız sadece kitabı okuyup bitirmek sizi tatmin etmeyecektir. Araştırmak ve yer alan motifleri başkasından öğrenmek zorundasınız. Aksi halde sizi etkileyen derin bir roman olarak kalır aklınızda, bende olduğu gibi.
Baş karakterin adı kısaca, Ka Kitabın adı, Kar Olayların geçtiği yer, Kars Ka'nın Kars'ta kaldığı otelin adı, Karpalas
En hoş tabirle; Ka, Kar, Kars, Karpalas
Yazar, kadın intiharlarının artması ve eski bir davası için Franfurt'tan Kars'a gelen şair Ka'nın karşılaştığı olaylar döngüsünü, siyasal boyutunu, aşkını, farklı karakterler adı altında şefkati, hırsı, kıskançlığı, mantığı, sosyal ekonomik kavramları ve dahasını konu olarak işliyor . Kars'ın yağan karını, o dar sokaklarını, tren istasyonunu, bembeyaz güzelliğini okurken oraya gitmeyi ne çok hayal etmiştim. Şimdi yazarken hala orayı görmeyi istediğimi farkettim. Okurken bazı satırlarında rahatsız eden düşünceleri olsa da, yazarın son sayfadaki açıklaması ile birçok yere çekilecek olan bu kitabına bakış açısını değiştirdiğine inanıyorum. "Bana göre romanlar, insanlar hakkında ahlaki yargılar vermek için değil, onları anlamak için yazılır."