Kimi zaman ani gelen yağmurlara hazırlıklı oluruz, kimi zaman da ayağımızda şıpıdıklarla yağmura hazırlıksız yakalanırız. Bazen şemsiyeyi sonuna kadar açıp havalı bir şekilde yürürken, bazen de şemsiyeyi kapatıp ıslansak da umursamayız.
Asla el ele yürümeyecek olsak da, hâlâ onun eşlikçisi olabileceğimi, onu rahatlatmak için gündüz ve gece orada olabileceğimi düşünmeye devam ettim. Yakacak odunu ben getirirdim ve o da yemek pişirirdi. Ben fındık toplardım ve o da kabuklarını soyardı. Birlikte çalışırdık, ben veranda da, o içeride. Birbirimizle konuşur, birlikte gülerdik. İkimiz nehre giderdik. Elbiselerini çıkarır ve yanımda dururdu. Nefesi sırtımdayken beni yapraklarının sıcak, narin kokusuyla sarardı. Bunun için seve seve hayatımı verirdim!
Bazı insanlar nasip değil imtihandır. Allah’ım kalbime yük olacak insanları ne yoluma çıkar ne de gönlüme dokundur. Kalbimi kıracak olanı benden uzaklaştır huzuruma vesile olacak güzel kalpleri karşıma çıkar. Beni taşıyamayacağım yüklerden hak etmeyen insanlara verdiğim değerden ve ruhumu yoran her şeyden koru. Çünkü artık biliyorum her gelen kalmak için gelmiyor. Bazıları bize neyi hak etmediğimizi öğretmek için geliyor. Annem beni ne güçlü yaratmış… Bunca şeye rağmen hâlâ gülebiliyorum. Belki de en büyük gücüm kırıldığım yerde kalmamak. Geçmişe bakıp iç çekmek yerine huzuruma dönüp gülümseyebilmek. Çünkü bazı yaralar insanı eksiltmez… Kendine döndürür. Ve ben artık beni yoranı değil bana huzur vereni seçiyorum. ~
Belki de bu aşkların en soylu ve güzel olanı: bir insanın, tamamen hayal ürünü olan birini hiçbir karşılık beklemeden sevmesi. Onu, aklının içindeki dünyaya katıp orada belli bir süre de olsa konuk etmesi.
Bazen hiç ama hiçbir şey yapmak istemezsin. Öylece nefes alıp verirsin. Ne bir ses etmek birine, ne de bir iş yapmak ister canın o zamanlarda. O zamanlarda öylece yaşamayı seçersin.