Son Kitap Ne Hissettirdi?

His Ekle
Sen Ekle
Arzumm
🔥
Arzumm
Taş Kağıt Makas
Elif ツ
🧠
Elif ツ
Unutma Beni Apartmanı
Abdurrahman Seyhan
🔥
Abdurrahman Seyhan
Abdül ve Çamurşek'in Maceraları
Abdurrahman Seyhan
😱
Abdurrahman Seyhan
Vuslat - ı Vuskat
Merve Kaba 🌕
💡
Merve Kaba 🌕
Sözcüklerin Kamera Arkası Üç Arkadaş Bir Film
Yuyan
💔
Yuyan
İncir Kuşları
Yuyan
💔
Yuyan
Öyle Bir Uğradım 2
Yuyan
💔
Yuyan
Öyle Bir Uğradım 1
Yuyan
💖
Yuyan
Katre-i Matem
Yuyan
💖
Yuyan
Şah ve Sultan
gürkan kırkıcı
🤯
gürkan kırkıcı
İrade Terbiyesi
Mjora
😢
Mjora
İncir Kuşları
tulayaslan_cancersoldiers
💖
tulayaslan_cancersoldiers
Sadako
tulayaslan_cancersoldiers
💖
tulayaslan_cancersoldiers
Dönüşüm
Yıldız
💔
Yıldız
El Kızı
AL
😱
Alara
Hayvan Çiftliği
ahmet.yiit
🧠
ahmet.yiit
Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
Merve Kaba 🌕
🔥
Merve Kaba 🌕
Alamut - Fedailerin Kalesi Bez Ciltli
Merve Kaba 🌕
🔥
Merve Kaba 🌕
Amat
Melisa Arslan
🔥
Melisa Arslan
El Kızı
huriyeçap
💔
huriyeçap
Kürk Mantolu Madonna
huriyeçap
💖
huriyeçap
Masumiyet Müzesi
SosyalKitap
💔
SosyalKitap
Uçurtma Avcısı
SosyalKitap
🔥
SosyalKitap
Ara
Elif ツ
💔
Elif ツ
Kuranın Anlattığı Tarih: Türkiye 2
Elif ツ
🥱
Elif ツ
Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı
Merve Kaba 🌕
🔥
Merve Kaba 🌕
Puslu Kıtalar Atlası
tulayaslan_cancersoldiers
💖
tulayaslan_cancersoldiers
Zaman Tüneli
tulayaslan_cancersoldiers
💖
tulayaslan_cancersoldiers
Büyücü
tulayaslan_cancersoldiers
💖
tulayaslan_cancersoldiers
Ağaçlar

En Çok Kitap Okuyanlar

Kelime Bulmaca 2d
🏆
Günün Bulmacasını Çözdü

Busbaran günün kelimesini bildi! 🎉

5 / 6 Deneme 206 sn
4

En Çok Kitap Okuyanlar

faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme 2s

İsmini Hak Etme Derdindeki Öykü

2026 - 45. Kitap

Kitabın Adı : İsmini Hak Etme Derdindeki Öykü
Yazarı : Ubeydullah Öz
Yayınevi: Matruşka
Türü : Öykü
Basım Yılı: Kasım 2025
Sayfa Sayısı: 77 Sayfa

Düşünceler: Yazın hayatına daktilo ile başlayan ,öğretmeninin tabiri ile "kırk fırın ekmek yeyip " eserler üreterek dergiler çıkartan, edebiyatla ilgili çeşitli sitelerde yazılar yazan Ubeydullah Öz 'nın yazın hayatının kısa bir özeti bu eser aslında.

Yazar bir konuşmasında öykülerini kısa ve öz biçimde yansıtmaya çalıştığını bu nedenle yapıtlarını daha çok 'küçürek öykü ' şeklinde yazdığını söylemişti . Küçürek öykü de duygu düşünceleri yoğun biçimde anlatan, sonu genellikle insanı düşündüren bir tür. Haldun Taner ve Ferit Edgü gibi yazarların da zaman zaman tercih ettiği bu tür öykülerde anlatılanlar kadar okuyucunun zihnine giren anlatılmayanlar önem arz ediyor. Az anlatıyor ama çok düşündürüyor .

Daha kapağını açmadan kapaktaki resmiyle ilgi çeken bu özgün eser kısa zamanda bitiyor ardında tuhaf tam olarak anlamlandıramadığımız lezzetli bir tat bırakıp. Biraz melankoli,masal ,efsane,biraz da hayat var içinde. Zaman zaman yazarının hayatından da satır aralarında rastlıyoruz.

Değişik bir öykü tarzı, farklı bir soluk arayanlara özelikle tavsiye ediyorum. Kitap dostları da okuyunca sevecektir diye düşünüyorum
4 Puan 78 syf. 20.02.2024 Okudu
İsmini Hak Etme Derdindeki Öykü!
İsmini Hak Etme Derdindeki Öykü!
Ubeydullah Öz | MATRUŞKA | 20.02.2024
141
faik.yilmaz.9
faik.yilmaz.9 , bir kitabı okudu.
@faikyilmaz9
2s
4 Puan 78 syf. 20.02.2024 Okudu
İsmini Hak Etme Derdindeki Öykü!
İsmini Hak Etme Derdindeki Öykü!
Ubeydullah Öz | MATRUŞKA | 20.02.2024
132
Yıldız
Yıldız , bir kitabı okuyor.
@Yildizzz
3s
416 syf. 2023 Okuyor
Dakikalar İçinde Atatürk ve Dünyası
Dakikalar İçinde Atatürk ve Dünyası
İlber Ortaylı | Kronik Kitap | 2023
239
tulayaslan_cancersoldiers
tulayaslan_cancersoldiers , bir kitabı okuyor.
@believetulayl
4s
416 syf. 2021 Okuyor
Araf
Araf
Vladimir Bartol | Koridor Yayıncılık | 2021
298
İleti 4s

Bir




Doğduğumda başımın en tepesinden **ayak
uçlarıma kadar inen o bembeyaz saç telinin üzerine çıkıp yüzümü yıkadım.** Yetimhane duvarlarına gözyaşı odalarımı döküyorum Rabbi. Ne vakit içimdeki Yusufi kuyusuna düşsem, otuz küsur çocukla bir sen dışı
ayine kurban ediliyorum. Toprağın sırtından hepimizin elleri bir tohumun altından geçiyor; boğazlarımıza basan o varlıkların içinde ölüyoruz hep.

Sonra saçım uzuyor; uzuyor da bir köprü oluyor. Bir ucu doğduğum yere, diğer ucu
adını bilmediğim o sonsuz kıyıya
bağlanıyor. Her gece çocuklardan biri saç telimin üzerinden karşıya geçiyor. Ben sayıyorum onları; biri eksiliyor, biri çoğalıyor. Ama nedense kendimi hiç sayamıyorum.

Bir gece yetimhanenin bütün kapıları aynı anda açılıyor. İçeriden süt kokusu değil, ıslak toprak kokusu geliyor. Çocuklar susuyor. Duvarların ardında bir kalp atıyor Rabbi; öyle büyük ki,
her vuruşunda pencerelerin camları içeri doğru eğiliyor.

Ayaklarımın altında bir tohum beliriyor.

Onu avuçlarıma aldığımda içinden bir ses yükseliyor:

“Sen terk edilmedin. Sen bırakıldın.”

Bunu duyunca ilk kez ağlamıyorum.

Şimdi daha iyi görüyorum ki; beni doğuran eller başka bir yere, beni büyüten duvarlar başka bir yere aitmiş. Ben ise ikisinin arasında, kendi saçından örülmüş bir köprünün üzerinde kalmışım.

Sonra o bembeyaz saç telini başımdan söküyorum.

Canım yanmıyor.

Tel, yere düşer düşmez toprağa kök salıyor. Yetimhanenin duvarları çatlıyor. Otuz küsur çocuğun elleri toprağın altından birer birer çıkıyor. Hepimiz aynı tohumun etrafında toplanıyoruz.

Ve ben ilk defa yüzümü suya değil, gökyüzüne yıkıyorum.

Rabbim,

eğer bütün ömrüm bir Araf ise,

bana geçeceğim kapının adını değil,

kendi adıma giden yolu göster.

Bilirim, ben Tulay'ım.

Bir doktorun doğarken bana verdiği isimle değil yalnız;

iki kıyının arasında kalıp

yine de köprü olmayı öğrenen

o çocuğum.

Ve belki de bu yüzden,

hiçbir yere ait olmadığım için değil,

iki dünyanın arasından geçebildiğim için

hayattayım.

Ve çok uzaktan bir çocuk sesi geliyor:

“Tulay...

köprüler geçilmek için yapılır.

Ama bazı köprülerden

hiç kimse geçemez.”

Sonra bütün ışıklar sönüyor, Rabbi.

Göğün ampullerini ne olur

içimde öldürme.

Bilirsin ki, ben karanlıktan korkmuyorum artık;

korktuğum,

karanlığın içinde

seni de unutmak.

Ne olur,

bir tek yıldız bırak avuçlarımda.

Adını koymayacağım.

Sadece ışığını taşıyacağım.

Belki sabah olduğunda

ben hâlâ Araf'ta olurum.

Belki hiçbir kıyıya varamam.

Ama saçlarımın kurduğu o köprünün altında

bir tohum uyanır.

Ve ben,

ilk kez kendimi sayarım.

Bir.
















Hira/62septr…
Rabbi!
Neolurgülüşlerimiölümgünümdeışılışılyak…
313
elfsecil
@elfsecil
Alıntı 5s
Bir ebeveynin hayallerini miras almışsan onun gölgesinden çıkmak zordur
312 syf. 2024
Taş Kağıt Makas
Taş Kağıt Makas
Alice Feeney | Yabancı Yayınları | 2024
267. syf.
346
elfsecil
@elfsecil
Yeni Üye 5s
🎉
Merhaba, elfsecil! 👋
Sosyal Kitap ailesine hoş geldin
Kitapların büyülü dünyası senin için başlıyor. ✨📚
2 367
Alıntı 7s
(...) yoksulların varlıklılar için birbirlerini öldürmesi ne iğrenç şeydi!
556 syf. 2024 Okuyor
Germınal
Germınal
Emile Zola | İş Bankası Kültür Yayınları | 2024
433. syf.
456
Alıntı 7s
(...)sersemlikle hiçbir zaman işin içinden çıkılmaz(...)
556 syf. 2024 Okuyor
Germınal
Germınal
Emile Zola | İş Bankası Kültür Yayınları | 2024
419. syf.
458
Alıntı 7s
İnsan aynı düşünceleri beslemeden de birbirini sayabilir.
556 syf. 2024 Okuyor
Germınal
Germınal
Emile Zola | İş Bankası Kültür Yayınları | 2024
416. syf.
463
bi
#Oneri • @bilinmeyensaireniz1
Soru 7s
?
SORU Oneri

Ruhun İçindekiler tüm deneme Yazıları

Yakında yeni yazılar gelsinmi be dersiniz?
Görüşünüz? Cevap Yaz / İncele
497
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
Kitapla 9s
Zawsss
1 612

Yeni Aramıza Katılanlar

faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
Kitapla 9s
Zawsss
609
bi
@bilinmeyensaireniz1
Kitapla 9s

Sığın Rabbine Yeter yayınlandı.

Sığın Rabbine Yeter
Ruhun İçindekiler
Yeni Kitap Yayınlandı
Şiirler Kısa deneme yazıları
646
İnceleme 9s

Makamı Dua

Peki var olan bu bedenler kimler?
Çernobil Duası …
Dualar kabul makamı…

Kitabın içinden böyle çıktım. Belki bağlantılı belki de değil.

Ama bildiğim beni bir güzel itti itti içimdeki kan uçurumuna.
Çıkamadım içimden …



Ben çok beğendim.
5 Puan 460 syf. 2017 Okudu
Çernobil Duası
Çernobil Duası
Svetlana Aleksiyeviç | Kafka Kitap | 2017
716
İleti 10s

Beni Bıraktıkları Yerde



Göğün eteğinde otlayan keçilere gözümü bağışladım.
Bunu neden yaptığımı bilmiyordum.

Belki insan, artık görmek istemediği bir dünyayı başkasının gözlerine emanet eder.

Onlara bakarken, dünyanın onların gördüğü yerden nasıl göründüğünü merak ettim. Sonra kendi gözlerimin bana ait olmadığını fark ettim. Sanki biri onları yıllar önce yerinden sökmüş, yerine iki küçük korku yerleştirmişti.

Beni bıraktıkları yerde görmek diye bir şey yoktu zaten.

Beni oraya bırakırken cebime bir avuç kül, çalışmayan bir pusula ve kime ait olduğunu bilmediğim bir nabız koymuşlardı.

“Bundan sonrası senin,” demişlerdi.

İnsanlara söylenebilecek en büyük yalanlardan biridir bu.

İnsan, kendisine bırakılan hayatı kendi hayatı sanıyor.

Oysa benim hayatım benden önce başlamış bir cümlenin ortasında doğmuştu. Başkasının ağzında çiğnenmiş, anlamı bozulmuş, sonra bir duvarın arkasına tükürülmüştü.

Ben yalnızca o cümlenin içinde büyümüştüm.

Bir gün kendimi bulduğumda kendimi tanımadım.

Bir insanın kendi yüzüne ilk kez rastlaması gibi korkunç bir şey yoktur.

Aynaya baktım.

Ayna beni tanımadı.

Ona adımı söyledim.

Ayna güldü.

Sonra bütün aynalar birbirlerine telefon açıp benim hakkımda konuşmaya başladılar.

Birinin ağzından çocukluğum düştü.

Bir başkasının cebinden annemin sustuğu gün çıktı.

En uzaktaki ayna, hiç görmediğim bir geleceği kırıp ayaklarımın önüne bıraktı.

Cam parçalarının içinde kendimin henüz yaşamamış hâllerini gördüm.

Hepsi benden daha yorgundu.

Bir tanesi bana baktı ve ağzını açmadan şunu söyledi:

“Bizi sen yaptın.”

O gece ilk defa korktuğum şey geçmişim değildi.

Kendimdi.

Dizlerimin üzerine çöktüm.

Camları ellerimle topladım.

Her parçada başka bir yüzüm vardı.

Birinde çocuk.

Birinde kız.

Birinde yabancı.

Birinde sevildiğine inanmayan biri.

Birinde, daha kimse kendisine zarar vermeden insanlardan nefret etmeyi öğrenmiş biri.

Sonuncusunu uzun süre elimde tuttum.

Sonra elim kanadı.

O zaman anladım ki;

“Bazı aynalar insanı göstermez.
İnsanın başkalarına gösterdiği hâli gösterir.”

Ve ben yıllardır kendi yüzümü değil, kendimi savunmak için icat ettiğim insanı taşıyordum.

O gece kendime sordum:

“Bunca zamandır kimi koruyorsun?”

Cevap gelmedi.

İçimde yalnızca eski bir kapının gıcırtısı duyuldu.

Kapıyı açtım.

İçeri girdim.

İnsan kendi içine girince kapıyı arkasından kilitlememeli.

Ben kilitledim.

Anahtarı da yuttum.

Mideme metal bir kuş yerleşti.

Her kanat çırpışında geçmişimden bir oda yıkıldı.

Bir odada babamın sesi vardı.

Bir odada hiç söylenmemiş bir özür.

Bir odada annemin söylemediği bir cümle yıllardır tavandan sarkıyordu.

Bir odada ise beni sevdiğini söylemek için yıllarca beklemiş ve sonunda dili çürümüş bir çocuk vardı.

Onu kucağıma aldım.

Bana baktı.

“Sen misin?” diye sordu.

“Hayır,” dedim.

“Peki kimsin?”

Cevap veremedim.

Çocuk başını göğsüme yasladı.

“Beni buradan çıkar.”

“Çıkaracağım.”

“Ne zaman?”

“Bilmiyorum.”

“Ya unutursan?”

İşte o zaman ağladım.

Bilirim, insanın en eski korkusu unutulmak değildir.

Kendisini kurtaracağına söz verdiği hâlde kendisini yine yarı yolda bırakmaktır.

Çocuğu kucağımda taşıdım.

Yıllarca.

Her gün başka bir duvar ördüm.

Sabahları bir tuğla.

Akşamları bir sessizlik.

Bir gün baktım, etrafımda bir ev değil, bir hapishane vardı.

Sonra daha korkunç olanı fark ettim.

Hapishanemin mimarı da bendim.

Mahkûmu da.

Gardiyanı da.

Anahtarı taşıyan da.

Ben.

Ne korkunç bir kalabalık.

O gün öğrendim:

İnsan bazen kendisini başkalarının yaptıklarından değil, kendi içinde tekrar tekrar yaptıklarından kaybeder.

Bana öğretilmiş bütün merhametleri söktüm.

Bana yakıştırılmış bütün isimleri banyoda yıkadım.

Başkalarının gözlerinde büyüttüğüm o sahte insanı boğazından tutup kendi gölgemin içine attım.

Çığlık attı.

“Ben sensin,” dedi.

“Biliyorum.”

“Bensiz yaşayamazsın.”

Uzun süre yüzüne baktım.

Sonra:

“Öyleyse öleceğiz,” dedim.

Bunu söylediğim anda gökyüzü aşağı doğru eğildi.

Bulutlar yere döküldü.

Keçiler başlarını kaldırıp bana baktı.

Onlara ikinci gözümü de verdim.

Artık tamamen kördüm.

İlk defa gerçekten görmeye başladım.

Karanlık bazen gözün kapandığı yer değildir.

Bazen başkasının tarif ettiği dünyadan kurtulduğun yerdir.

Ve o karanlığın içinde bir soru doğdu.

Öyle küçük bir soruydu ki önce duymadım.

Sonra büyüdü.

Kaburgalarımın arasına yerleşti.

Uykumda konuştu.

Uyandığımda ağzımda tadını buldum.

Beni bıraktıkları yerde kendimi nasıl doğuracağım?

Bu sorunun cevabını kimse bilmiyordu.

Beni bırakanların hiçbiri geri dönmedi.

Belki de dönmelerini beklemek, doğmamış bir çocuğun kendi annesini beklemesi kadar anlamsızdı.

Ben artık bekleyemezdim.

Kendimi doğurmak zorundaydım.

Kendimi doğurmak acımadı sanmayın.

Acıdı.

Öyle bir acıydı ki mahalledeki bütün saatler aynı anda durdu.

Deniz kıyıya vurmayı bıraktı.

Çorba tencerede kaynamaktan vazgeçti.

Ölüler mezarlarından başlarını çıkarıp “Ne oluyor?” diye baktılar.

Ben cevap vermedim.

O sırada içimde bir kapı açılıyordu.

Ve kapının ardında hiçbir şey yoktu.

Hiçbir şey.

Ne kader.

Ne anlam.

Ne işaret.

Ne de beni bekleyen kutsal bir cevap.

Sadece ben vardım.

Ve insanın kendisiyle baş başa kalması, bütün tanrılardan daha ağır bir yalnızlıktır.

Dizlerimin üzerine çöktüm.

İçimden bir şey çekip çıkarmaya başladım.

Önce ellerim geldi.

Sonra yüzüm.

Sonra çocukluğum.

Sonra yıllardır söyleyemediğim cümleler.

Sonra bir sürü gereksiz korku.

Sonra başkalarının bende bıraktığı parmak izleri.

Sonra bana ait sandığım ama hiç sahip olmadığım hayat.

En son kalbim geldi.

Kalbimi elime aldığımda hâlâ çalışıyordu.

Ona baktım.

“Bunca zamandır sen miydin?” dedim.

Kalbim cevap vermedi.

İyi ki vermedi.

Ve artık her şeyin bir anlamı olduğuna inanmak istemiyordum.

Kalbim yalnızca etten ibaretti.

Kırmızı.

Sıcak.

Aptalca ısrarcı.

Onu göğsüme geri koydum.

Sonra kendimi doğurdum.

Nasıl olduğunu anlatmayacağım.

Bazı doğumlar anlatılınca küçülür.

Sadece şunu söyleyebilirim:

İçimden çıktığımda üzerimde bana ait olmayan bütün hayatların kanı vardı.

Çıplaktım.

Çirkindim.

Korkuyordum.

Dişlerim titriyordu.

Gökyüzü hâlâ keçilerin üzerinde asılıydı.

Dünyanın hiçbir yerinde benim için hazırlanmış bir yer yoktu.

Ve ilk kez bundan memnun oldum.

Artık beni bırakabilecekleri bir yer yoktu.

Kendimi yanımda taşıyordum.

Bir süre yolun kenarında durdum.

Göğe baktım.

Gökyüzü bana bakmadı.

İyi ki bakmadı.

Bütün hayatım boyunca birilerinin beni görmesini beklemiştim.

O gün görülmemeyi seçtim.

Sonra yürüdüm.

Arkamdan eski ben geldi.

Bir süre takip etti.

Sonra yoruldu.

Sonra küçüldü.

Sonra bir karınca kadar kaldı.

Sonra toprağın içine girdi.

Ben yürümeye devam ettim.

Ta ki bir gün durup arkamdaki sessizliğe bakana kadar.

İşte asıl doğumum o zaman başladı.

İlk kez kendime şu soruyu sordum:

Bana yapılanları neden yıllardır hatırlıyordum da bana yapılmayanları neden hiç hatırlamıyordum?

Bana zarar verenleri sayabiliyordum.

Peki ya bana zarar vermeyenleri?

Beni sevdiği hâlde kendimi korumak uğruna uzaklaştırdığım insanları?

Elimi tutmaya çalışıp, ben geçmişten gelen bir el sanarak geri ittiğim elleri?

Beni incitmeyen insanlara neden incitecekmiş gibi davrandığımı?

Neden iyiliği bile bir tehdit gibi karşılamıştım?

Neden biri bana yaklaşınca, onun yüzünde henüz yapmadığı kötülüklerin izini aramıştım?

Bunu düşündüğüm gece içimde hiçbir kapı açılmadı.

Hiçbir gökyüzü eğilmedi.

Hiçbir ölü mezarından çıkmadı.

Sadece sessizlik vardı.

Ve o sessizlikte ilk kez kendimden utandım.

İnsan bazen kendisine yapılan kötülüklerden utanmaz.

Ama kendisine yapılmayan bir kötülüğü başkasına yaptığını anladığında...

İşte o zaman bütün mazeretler ölür.

Ben bazı insanları kendi yaralarım yüzünden değil,

yaralarımı onlara miras bıraktığım için kaybetmiştim.

Bunu kabul etmek, kendimi doğurmaktan daha çok acıttı.

Artık suçlayacak bir yer kalmamıştı.

Çocukluğumu suçlayamazdım.

Babamı.

Annemin sessizliğini.

Beni bırakanları.

Kaderi.

Tanrıyı.

Dünyayı.

Hepsini suçlayabilirdim.

Ama kendimi aklayamazdım.

O gece aynanın karşısına geçtim.

Ayna bu kez beni tanıdı.

Gülümsediğini sandım.

Meğer yüzüm titriyormuş.

Elimi cama koydum.

Karşımdaki insan da elini koydu.

İlk kez ona dokunmak istedim.

Ama aramızda cam vardı.

Sonra anladım.

Bütün hayatım boyunca insanlarla arama koyduğum şey buydu.

Onların beni kırmasından korkarken,

onlara dokunmalarına bile izin vermemiştim.

Camı kırmadım.

Elimi de çekmedim.

Öylece kaldım.

Bazı şeyler kırılarak düzelmez.

Bazı duvarların önce varlığını kabul etmek gerekir.

Sabaha karşı dışarı çıktım.

Keçiler hâlâ oradaydı.

Gökyüzü hâlâ onların üzerindeydi.

Ben artık gözlerimi geri istemiyordum.

İlk kez nereye baktığımı biliyordum.

Beni bıraktıkları yere baktım.

Orada küçücük bir çocuk vardı.

Dizlerinin üzerinde oturuyordu.

Beni beklemiyordu.

Artık kimsenin geleceğine inanmıyordu.

Yanına oturdum.

Hiçbir şey söylemedim.

Çocuk bana baktı.

“Geç kaldın,” dedi.

“Biliyorum.”

“Beni niye bu kadar beklettin?”

Cevap veremedim.

Bazı soruların cevabı yoktur.

Bazı cevaplar yalnızca insanın yüzünde yaşlanır.

Çocuğun başını omzuma yasladım.

Bu kez ona söz vermedim.

Onu kurtaracağımı söylemedim.

Bir daha asla bırakmayacağımı da.

Sadece yanında oturdum.

Belki insanın kendisine verebileceği en büyük söz budur:

Gitmemek.

Güneş yükselirken çocuk yavaşça kayboldu.

Ben kaldım.

Gökyüzü kaldı.

Keçiler kaldı.

Bir avuç kül.

Çalışmayan bir pusula.

Ve kime ait olduğunu hâlâ bilmediğim bir nabız.

Pusulayı yere bıraktım.

Külü rüzgâra verdim.

Kalbimi göğsümde dinledim.

Sonra yürüdüm.

Bu kez arkamdan eski ben gelmedi.

Onu öldürmemiştim.

Sadece artık onunla yaşamıyordum.

Ve belki insan bazen kendini geride bırakmaz.

Kendisinden geriye kalanları geride bırakır.

Benim doğumum böyle oldu.

Bir çığlıkla değil.

Bir cevapla değil.

Bir mucizeyle hiç değil.

Beni bıraktıkları yerde.

Kimsenin gelmediği yerde.

Kimsenin beni kurtarmadığı yerde.

Kendimi kendimden söküp,

yine kendimin içine koyduğum yerde.

Ve o gün anladım:

İnsan bazen kendisine zarar verenlerin çocuğu değildir.

Bazen kendisine zarar vermeyenlerin yarası olur.

Ben artık kimseyi suçlamadan yaşamayı bilmiyordum.

Ama öğrenebilirdim.

Belki hayat dediğimiz şey de budur.

İnsanın, kendisine yapılanları unutmadan,

kendisine yapılmayan kötülüklerin hesabını başkalarından sormayı bırakması.

Göğün eteğinde yürüdüm.

Keçiler arkamda kaldı.

Ben önümde kaldım.

Ve ilk kez,

bir yere bırakılmış biri gibi değil,

bir yerden doğmuş biri gibi yürüdüm.















62septr.
Uzaklardakalbimintümkıyılarınısuateşiyleyaktı
__m
746
BERAT POLAT
@maximusbumbada
İleti 11s
Ne güzeldir bulutların seyrine dalmak
Denizin sesini dinlemek
Ne güzeldir sıcak bir gülüşün,
acılarımızı örtmesi.
Bir dostun sohbeti..
Ne güzeldir,
bir anı bırakmak geçip giden güne.
Ne para,
ne pul.
Ne güzel bir nimettir samimiyetin sesi...
754
Abdurrahman Seyhan
Abdurrahman Seyhan , bir kitabı okudu.
@abdurrahmanseyhan
16s
4 Puan 210 syf. 2026 Okudu
Vuslat - ı Vuskat
Vuslat - ı Vuskat
Vasıf Öztürk | Yertinç Kültür | 2026
987
Kelime Bulmaca 17s
🏆
Günün Bulmacasını Çözdü

Yuyan günün kelimesini bildi! 🎉

6 / 6 Deneme 339 sn
1.049
Elif ツ
#2026-10-03 • @sidretulmunteha
Kelime Bulmaca 19s
🏆
Günün Bulmacasını Çözdü

Elif ツ günün kelimesini bildi! 🎉

6 / 6 Deneme 330 sn
1 1.130
Kelime Bulmaca 22s
🏆
Günün Bulmacasını Çözdü

Merve Kaba 🌕 günün kelimesini bildi! 🎉

6 / 6 Deneme 276 sn
1.242
Me
Meriii , bir kitabı okuyor.
@meriii
1g
332 syf. 2024 Okuyor
20 Yaşıma Mektup
20 Yaşıma Mektup
Kolektif | Doğan Kitap | 2024
1.677
Yeni Üye 1g
🎉
Merhaba, Meriii! 👋
Sosyal Kitap ailesine hoş geldin
Kitapların büyülü dünyası senin için başlıyor. ✨📚
1 1.687
Alıntı 1g
Adaletin keskin kılıcının yeryüzünü tırpan gibi bileceği, köhne dünyayı temizleyeceği, zengin yoksulluk ayrımını tamamen ortan kaldıracağım (...)
556 syf. 2024 Okuyor
Germınal
Germınal
Emile Zola | İş Bankası Kültür Yayınları | 2024
396. syf.
1.746
Alıntı 1g
(...) en iyisi hiç dünyaya gelmemekti ya da geleceksen, bir ağaç, bir taş olarak, daha da iyisi gelip geçenlerin topukları altında ezilen, kan dökmeyecek bir kum tanesi olarak gelmekti.
556 syf. 2024 Okuyor
Germınal
Germınal
Emile Zola | İş Bankası Kültür Yayınları | 2024
370. syf.
1.749
Alıntı 1g
Ne çok isterdi ilkel bir insan gibi yaşamayı, mal mülk derdine düşmemeyi.
556 syf. 2024 Okuyor
Germınal
Germınal
Emile Zola | İş Bankası Kültür Yayınları | 2024
370. syf.
1.754
Elif ツ
Elif ツ , bir kitabı okuyor.
@sidretulmunteha
1g
1552 syf. 2024 Okuyor
Monte Cristo Kontu - 2 Kitap Takım
Monte Cristo Kontu - 2 Kitap Takım
Alexandre Dumas | İş Bankası Kültür Yayınları | 2024
2.005
ma
@machinima
Yeni Üye 1g
🎉
Merhaba, machinima! 👋
Sosyal Kitap ailesine hoş geldin
Kitapların büyülü dünyası senin için başlıyor. ✨📚
2 2.064
Merve Kaba 🌕
Merve Kaba 🌕 , bir kitabı okudu.
@mervekaba
1g
144 syf. 2025 Okudu
Sözcüklerin Kamera Arkası Üç Arkadaş Bir Film
Sözcüklerin Kamera Arkası Üç Arkadaş Bir Film
Ferhat Taştekin | İlk Genç Timaş | 2025
2.126
Yıldız
@Yildizzz
Alıntı 1g
Ruhun yorulması, kemiklerin kırılmasından beterdir; ne sargı tutar ne dikiş.
5 Puan 400 syf. 2024 Okudu
El Kızı
El Kızı
Orhan Kemal | Everest Yayınları | 2024
2.195
Ze
Zeynosss , bir kitabı okuyacak.
@zeynosss
1g
416 syf. 2024 Okuyacak
Nietzsche Ağladığında
Nietzsche Ağladığında
Irvin D. Yalom | Ayrıntı Yayınları | 2024
2.296
huriyeçap
@huriyecap
İnceleme 1g
Bitiremedim. İlerlemiyor. Elime yapıştı doğrusu. Bununla oyalanırken birçok kitabın kapağını açmamış olmak daha da üzücü.
144 syf. 2023 Yarım Bıraktı
Stepford Kadınları
Stepford Kadınları
IRA LEVIN | İthaki Yayınları | 2023
2.371
BERAT POLAT
@maximusbumbada
İleti 1g
..#Hayat #böyledir işte,
ona hazırlanamazsın,
onun için hazır olamazsın.
..Güzelliği, mucizesi de budur, seni
hep hazırlıksız yakalar, hep #sürpriz yapar.
..Gözlerin varsa,!
Her anın bir sürpriz olduğunu ve önceden hazırlanmış hiç bir cevabın,
işe yaramayacağını görürsün..
2.390
BERAT POLAT
@maximusbumbada
İleti 1g
Hayat; herkesi sınar.
Kimi kayıpla, kimi bekleyişle, kimi sessiz
bir kabullenişle geçer sınavdan.
Ama geriye kim kalır biliyor musunuz.?
#İyiliğinden vazgeçmeyenler.
Yaralanıp da kötülüğü tercih etmeyenler.
Kalbi kırılsa da nezaketini yitirmeyenler.
Ben buna inanıyorum.
Güçlü kalmak bir meziyet olabilir.
Ama iyi kalmak.
O, ruhun en asil direnişidir.
İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir.
Yoksa hepimiz aynıyız,
Etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz.
Bizi birbirimizden ayıran tek şey
#Kalplerimizin özelliğidir...
2.382
Kelime Bulmaca 1g
🏆
Günün Bulmacasını Çözdü

Merve Kaba 🌕 günün kelimesini bildi! 🎉

4 / 6 Deneme 245 sn
2.410
Yuyan
Yuyan , bir kitabı okudu.
@yuyan
1g
328 syf. 2024 Okudu
İncir Kuşları
İncir Kuşları
Sinan Akyüz | Alfa Yayınları | 2024
2.465
Yuyan
Yuyan , bir kitabı okudu.
@yuyan
1g
544 syf. 2024 Okudu
Gökçen 3: Güz Yağmurları - Hediyeli Özel Kutu
Gökçen 3: Güz Yağmurları - Hediyeli Özel Kutu
Loresima | Ephesus Yayınları | 2024
2.448
Yuyan
Yuyan , bir kitabı okudu.
@yuyan
1g
544 syf. 2024 Okudu
Gökçen 2: Geride Kalanlar
Gökçen 2: Geride Kalanlar
Loresima | Ephesus Yayınları | 2024
2.447
Yuyan
Yuyan , bir kitabı okudu.
@yuyan
1g
528 syf. 2023 Okudu
Gökçen 1: Unutulan Çiçekler
Gökçen 1: Unutulan Çiçekler
Loresima | Ephesus Yayınları | 2023
2.448
Yuyan
Yuyan , bir kitabı okudu.
@yuyan
1g
416 syf. 2024 Okudu
Öyle Bir Uğradım 2
Öyle Bir Uğradım 2
Maral Atmaca | Ephesus Yayınları | 2024
2.452
Yuyan
Yuyan , bir kitabı okudu.
@yuyan
1g
349 syf. 2023 Okudu
Yaralasar 3
Yaralasar 3
Maral Atmaca | Ephesus Yayınları | 2023
2.449
Yuyan
Yuyan , bir kitabı okudu.
@yuyan
1g
397 syf. 2023 Okudu
Yaralasar 4
Yaralasar 4
Maral Atmaca | Ephesus Yayınları | 2023
2.451
Yuyan
Yuyan , bir kitabı okudu.
@yuyan
1g
362 syf. 2023 Okudu
Yaralasar 1
Yaralasar 1
Maral Atmaca | Ephesus Yayınları | 2023
2.450
Yuyan
Yuyan , bir kitabı okudu.
@yuyan
1g
416 syf. 2023 Okudu
Ötanazi Okulu 3
Ötanazi Okulu 3
Maral Atmaca | Ephesus Yayınları | 2023
2.450
Yuyan
Yuyan , bir kitabı okudu.
@yuyan
1g
400 syf. 2023 Okudu
Ötanazi Okulu 4
Ötanazi Okulu 4
Maral Atmaca | Ephesus Yayınları | 2023
2.450