Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?
Şişkin karın ağırlığını yana doğru veren kadın, başını iki yana sallayarak ağıtlar yakıyordu. Yemek dağıtımı başladığı sırada, adeta canı çekilmiş annenin parmakları arasından yeleği usulca alıp yastığın arkasına koydu. Ağlamaklı ses tonunu sürdürerek matemden kıpkırmızı olmuş bir çift göze bakarak sordu: "Bebeğin eşyalarını kime vereceksiniz?"
Ortada engelin bulunmadığı durumda, aşk ilişkisi, düz bir ilişki biçimine dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya bulunur. Bu da âşığın işine gelmez. Çünkü âşık kendi aşkının içinde yitip gitmek, o aşkın içinde helak olmak ister.
Bazı çiftler birbirlerini en çok seven insanlar değildir sadece… Birbirlerinin en hassas yaralarını ezbere bilen insanlardır aynı zamanda.
Ve ilişki derinleştikçe şu olur: İnsan, karşısındakinin tam olarak nereden kırılacağını öğrenir. Hangi cümlenin boğazını düğümleyeceğini, hangi yaranın hâlâ kapanmadığını, hangi eksikliğin onu çocuk gibi savunmasız bırakacağını bilir.
Bu yüzden tartışmalar bazen “haklı çıkma” savaşından çok, “Canını en çok kim yakacak?” savaşına dönüşür.
Çünkü öfke anında insan çoğu zaman çözüm aramaz. Anlaşılmak ister. Ve anlaşılmadığını hissettiğinde savunmaya geçer. Savunma devreye girdiğinde de sevgi geri çekilir, yara konuşmaya başlar.
İşte bu yüzden insanlar bazen sonradan pişman olacakları şeyleri bile bile söylerler. Çünkü o an amaç yakınlaşmak değildir; karşı tarafın hissettirdiği acıyı ona geri vermektir.
İlk ve Son dizisinde Deniz ve Barış’ın tartışmaları tam olarak bunu gösteriyor. Deniz, Barış’ın en hassas yerine gider: annesinin onu fazla koruyarak büyüttüğünü, sorumluluk almayı öğrenemediğini söyler. “Asıl sorun sende değil, annenin seni yetiştirme biçiminde” der.
Barış ise Deniz’in yarasını çok iyi bilir. Babasının annesini yıllarca aldattığını, Deniz’in kontrol kaybından neden bu kadar korktuğunu görür. Ve tam o yaraya dokunur.
Çünkü bazı tartışmalarda insanlar birbirlerini dinlemez artık. Birbirlerinin çocukluklarına saldırırlar.
En acı tarafı da şudur: İnsan bazen karşısındakini kırdığı için değil, kendini o hale gelmiş gördüğü için susup kalır sonra.
Çünkü sevdiğinin yarasını ezbere bilmek, onu iyileştirmek için de kullanılabilir, yok etmek için de.
Gözleri, sadece gözleri, sıkılmalarının, ne istediğini bir türlü bilememenin ve belki de bu yüzden, karşısına çıkan yeni ve yabancı yaşamlara dokunmak isteyişinin, sürüklenişlerden kurtaracak ve sıfırdan başlama şansı verebilecek, bir çeşit tutunma çabası olduğunun farkındaydı.
Şimdi kocaman denizlerde, kocaman gemilerde Neden yok küçüklüğümüzdeki büyüklüğümüz; Çocukluğumuzun bahçelerinde, o evlerde Kağıttan gemilerimizi yüzdürdüğümüz. Bir şeyler mi kalmış çocukluğumuzda, Çocukluğumuzla çözdüğümüz ..
Hayattaki en iyi 7 doktor ; Güneş ışığı, dinlenmek, egzersiz, sağlıklı yemek, hayata pozitif bakmak, iyi bir aile hayatı ve dostlar... Bunları hayatınızın her evresinde muhafaza etmeye çalışın ve sakin, huzurlu bir hayatın tadını çıkarın... Yalnızca bir kez yaşıyorsun! Fakat doğru yaşarsan, sadece bir kez yaşamak yeterli.
Diyelim ki onlara edindiği yeni bir arkadaştan bahsedeceksiniz; size asıl gerekli olan şeyleri sormazlar. Ses tonu nasıl?, En fazla hangi oyunları sever?, Kelebek koleksiyonu yapıyor mu? Gibi soruları size asla sormazlar. Daha çok yok kaç yaşında?, Yok kaç kardeşi var? Yok kaç kilo? Yok babası kaç lira kazanıyor? Gibi soruları sorarlar. Bu sorularla edindiğiniz yeni arkadaşı iyi tanıyabileceklerini inanırlar.
O zamanlar bu gökbilimci, uluslararası bir kongrede, yeni keşfettiği gezegene dair bir konferans vermiş, fakat giydiği kıyafet sebebiyle kimse ona inanmamış. Büyükler böyledir işte…