Etrafta gezinirken girecek sıra bulamayan ve sürekli sağ işaret parmağıyla oynayan bir insan oldukça dikkatimi çekti. Onu sürekli ileri götürerek bir yeri işaret etmeye çalışıyor fakat parmak gerçekten de hiçbir yeri işaret etmiyordu. Onun az ilerisinde de bir insan, kendi istediği biçimde çağrılmazsa içeriye girmeyeceğini, doğada var olan gerçek bir On Yedi olduğunu, onu kendisinden başka hiç kimse bölemeyeceği için de bu saygıyı hak ettiğini söylüyordu. Dikkatli bakıldığında gerçekten de bir asal sayının tüm kibrini taşıdığı görülüyordu. Gerçek şikâyetiyse insanların onun doğada var olan gerçek bir On Yedi olduğuna bir türlü inanmamalarıydı. İki adet yan yana rakamdan ibaret birini ciddiye almıyor, onun aslında insanların zihinde var olan bir soyutluk olduğunu söylüyorlardı. O da bunu bir türlü ispat edemediği için üzerinde bir ve kendisinden başka sayılara bölünme denemeleri yapılarak bunun rapor-anmasını istiyordu. Fakat bu isteği önünde dikildiği duvara bir türlü kabul ettiremiyordu.
Buzdaki yansımadan arkamdaki yalnızlığı görüyorum. Ve hemen aklımdan geçenleri fark ettiğini anlıyorum. Yani bir küreğe dönüşüp Soru İşareti Olmaya Çalışan İnsan’ı oradan kurtarmak isteye-bileceğimi... Oysa bunu ben de henüz tam düşünmemiştim. Gerçi kürek olmak şu an insan olmaktan daha elverişli olabilirdi. Üstelik düşünebilen ve onu kimsenin tutmasına ihtiyacı olmayan bir kürek… Böylelikle onu saplandığı buzdan kurtarmak için kendi kendime yetebilirdim.
Etrafımda sadece Öldürülmek İsteyen Bir İnsan, Öldürmek İsteyen Bir İnsan, boş bir Tabut, açık bir Mezar ve bu dördünün istekleri var. Öldürülmek İsteyen İnsan onu öldürecek olan kişinin duygularını, Öldürmek İsteyen İnsan ise öldürdükten sonra hangi duyguya sahip olacağını merak ediyordu. Tabut kullanılmak, Mezar da bir an önce kapanmak istiyordu. Bu dört istek birbirine ne yapacaklarını bilmeden bakıyor, öylece duruyordu. Bu duruşun bitmesi içinse ilk olarak Öldürmek İsteyen İnsan’ın harekete geçmesi gerekiyordu. Çünkü bütün bu istekler onun hamlesiyle başlayacaktı. Bu yüzden diğer üçü beklerken o, yanında duran cinayet fikriyle konuşuyordu.
Kuracak başka bir hayal kalmayınca İç Sıkıntısı boğazıma doğru ilerlemeye başladı. Bu sırada da bir Y harfi, defterin arasından başını uzatıp etrafı kolaçan ettikten sonra hızla geldiği yere girdi. Defterin içine ne yazdığımı hatırlamaya çalışırken de tekrar başını uzattı. Bu sefer rahattı. Demek oluyor ki başını ilk uzatışında rahat değildi. Tedirgin de değildi ama rahat olmadığı kesindi. Sürekli etrafa bakıyordu. Benim için pek etraf sayılmasa da dört duvarın arası onun için bir etraf olmalıydı. Büyüklüğüne bakılırsa da bir kelimenin baş harfi... Onu fark ettiğimi anlar anlamaz da gittikçe büyüme başladı. Bu sayede anlamının daha kuvvetli olacağını zannediyor olabilirdi. Ya da arkasındaki harfleri saklamak istiyor. Yine de emin değilim.
Yokuş, son yıllarda Türkçe edebiyatta karşılaşılan en sıra dışı romanlardan biri. Ancak bu sıra dışılık yalnızca biçimsel denemelerden kaynaklanmıyor. Roman, daha ilk sayfalarda okura alışık olduğu zeminin çekildiğini hissettiriyor. Defterden çıkan harfler, anlamını terk eden kelimeler, insanların peşinden yürüyen yalnızlıklar ve canlı gibi davranan kavramlar, kitabın gerçeklik anlayışını belirliyor. Burada dünya, fizik kurallarıyla değil; dilin ve düşüncenin kurallarıyla işliyor.
Romanın en dikkat çekici yanı, dil üzerine kurulmuş olması. Pek çok deneysel romanda dil, anlatının biçimini etkilerken; Yokuş'ta doğrudan anlatının konusu hâline geliyor. Harfler, kelimeler, cümleler ve anlamlar yalnızca metafor olarak kullanılmıyor; romanın gerçek karakterleri gibi davranıyor. Bu durum eseri zaman zaman Borges'in kavramsal labirentlerine, zaman zaman Kafka'nın tekinsiz atmosferine yaklaştırsa da Yokuş'un asıl ilgisi başka bir yerde duruyor: anlamın kendisinde.
Öte yandan romanın güçlü olduğu kadar zorlayıcı yönleri de var. Metin, okura tutunabileceği geleneksel bir olay örgüsü sunmuyor. Karakterler psikolojik derinlikleriyle değil, temsil ettikleri düşünsel işlevlerle var oluyor. Bu nedenle bazı bölümler güçlü bir keşif duygusu yaratırken, bazı bölümler bilinçli olarak mesafeli ve kapalı kalıyor. Özellikle yoğun sembolik yapı, bazı okurlar için derinlik yaratırken, bazıları için yorucu bir tekrar hissine dönüşebilir.
Yokuş'u değerli kılan şey kusursuz olması değil, risk alması. Çağdaş edebiyatta birçok roman tanıdık hikâyeleri daha etkili anlatmaya çalışırken, Yokuş yeni bir anlatı alanı açmayı hedefliyor. Bu hedefe ne ölçüde ulaştığı tartışılabilir; ancak kitabın özgün bir hayal gücüne ve kendine ait bir edebî evrene sahip olduğu açık.
Bu nedenle Yokuş, herkese önerilebilecek bir roman değil. Ancak edebiyatta yeni biçimler, farklı düşünme yolları ve alışılmış anlatıların dışına çıkan metinler arayan okurlar için dikkate değer bir çalışma. Kitap sona erdiğinde akılda kalan şey olaylardan çok atmosfer, karakterlerden çok fikirler ve cevaplardan çok sorular oluyor.
Yaklaşık 12 yıldır kaleme aldığım tüm şiirlerimi "Sevgiden Yoksunluğumuz" adlı kitabımda değerli okurlarım ile paylaşıyorum. Modern çağda unutulmaya yüz tutan merhamet,vicdan gibi duygularımızın yanında,doğa temaları, tasavvuf ve felsefe gibi tüm tarzları da içinde barındıran çok yönlü bir kitleye hitap ediyor. Şimdi online satış platformlarında.
Unutmak istiyordum. Sadece unutmak. Yüksek bir kayalıktan serin bir denize atlar gibi,yeni bir hayata,yeni bir rüyaya dalmak. (...) O güne dek bana ait olan ne varsa hepsini eski bir hırka gibi üzerimden sıyırdım, çıkarıp attım.
Yola çıkınca her sabah, Bulutlara selam ver. Taşlara, kuşlara, Atlara, otlara, İnsanlara selam ver. Ne görürsen selam ver. Sonra çıkarıp cebinden aynanı Bir selam da kendine ver. Hatırın kalmasın el gün yanında Bu dünyada sen de varsın! Üleştir dostluğunu varlığa, Bir kısmı seni de sarsın.
Ölüm; ben onu çiçeklerle giderken gördüm. Ölüm; ben onu yaşamları bilerken gördüm. Obur doymazlıkların obur açlıklarında, Ölüm; ben onu, varlıkları silerken gördüm. Ama bir de yokluğun ve yüreğin önünde; Ölüm; ben seni utanç ile titrerken gördüm.
Evlilik niyeti olan biri genellikle samimiyet, saygı ve kararlılık üzerine konuşur. Bu tür bir kişi, ilişkide duygusal bir bağ kurmanın otesinde, uzun vadeli bir bırlıktelık arayışındadır. Ilk olarak, ıletışımınde açık ve nettır. Ne aradığını, hangi değerleri önemsedigini doğrudan ifade eder. “Ciddi bir ilişki istiyorum” veya “Evlilik niyetindeyim” gibi ifadeleri çekinmeden kullanır. Bu kişiler, belirsizlik veya oyunlu konuşmalardan kaçınır; karşısındakini tanımaya, karakterini ve yaşam tarzını anlamaya odaklanır.
Zaman ve dikkat, ciddi niyetin en önemli göstergelerindendir. Evlilik düşünen biri, sadece keyifli vakit geçirmek için değil, seninle uyumlu olup olmadığını anlamak için çaba gösterir. Görüşmeleri planlıdır, ilgisi tutarlıdır, bir gün var bir gün yok olmaz. Sınırlarına, inançlarına ve değerlerine saygı duyar; seni değiştirmeye çalışmak yerine seni anlamaya yönelir.
Bu kişiler, geleceğe yönelik konuşmalar yapar. Kendi ailesinden söz eder, seninkini merak eder. “Evlilikte neye önem verirsin?” ya da “Birlikte nasıl bir hayat isterdin?” gibi sorularla düşüncelerini öğrenmek ister. Ayrıca, güven veren bir istikrar sergiler; davranışlarıyla sözleri arasında tutarlılık vardır.
Ancak dikkat edilmesi gereken nokta, her “ciddi ilişki istiyorum” diyenin samimi olmayabileceğidir. Gerçek niyet, sözlerden çok davranışlarla belli olur. Kısacası, evlilik niyetiyle konuşan kişi, sadece seni değil, seninle bir geleceği de önemser. Zaman, dürüstlük ve tutarlılık bu niyetin en sağlam göstergeleridir.
Normalde bu kitabı daha önce defalarca okumuştum ama her yaşta bana bambaşka duygular hissettirdi. İlk kez elime aldığımda henüz 10 yaşındaydım ve o zamanlar çok daha saf duygularla okumuştum. İkinci kez 13 yaşımda okudum; bu sefer 10 yaşıma göre daha derin şeyler hissettim ve farklı yerlerinden etkilendim. Şu an, 15 yaşımdayken tekrar okuyorum ve yine bana çok şey öğretti, öğretmeye de devam edeceğine eminim.
Büyük konuşmak gibi olmasın ama ne kadar kitap yazılırsa yazılsın, “Küçük Prens”in yerini tutabileceğini sanmıyorum. Benim için çok değerli bir kitap.
Buraya da bir söz bırakıyorum: 30 yaşımda tekrar okuyacağım ve yine bir inceleme yazacağım.
Mesuliyete iştirak edecek değilim, merak etme. Bundan sonra biraz da dostlar kahramanlık etsin. Ben elimden geleni yaptım ve bu hale geldim. Dünkü takdirkârlarımız şimdi yüzümüze bakmıyorlar. Artık pes dedim.