Ben ilk noktai nazarımda musir (ısrarcı) görünen bir adam tavrıyla belki de mukaddemesiz aynı vadide konuşmaya başladım. Vahdettin seri bir intikal ile bana cevap verdi. –Paşa, ben her şeyden evvel İstanbul halkını doyurmak mecburiyetindeydim,İstanbul halki açtı, bunu temin etmedikçe alınacak her tedbir isabetsiz olurdu. Bu cümlenin nihayetinde Zatı Şahane gözlerini kapadı. Ben tilki tabiatında her entrikanın her gün şahidi olduğum yüzlerce misallerinden biri karşısında bulunduğuma büyük teessürle kani oldum. Düşündüğüm şu idi: “Zatı Şahane evvela İstanbul halkını kazanmak istiyor, kendisinin teşebbüsatı atiyesi (gelecekteki girişimleri) için kuvvet ve istinat noktasını burada arıyor.”
Hayallerimdeki kızla tanışmak benim için benzersiz olaylar zincirinin oluşmasına neden olmuştu. Kalbimin bir şekilde yanılgıya düşüp düşmediğini bilemeyecek kadar toy ve öyle olsa bile bunu fark edemeyecek kadar küçüktüm.
Hayallerimdeki kızla tanışmak benim için benzersiz olaylar zincirinin oluşmasına neden olmuştu. Kalbimin bir şekilde yanılgıya düşüp düşmediğini bilemeyecek kadar toy ve öyle olsa bile bunu fark edemeyecek kadar küçüktüm.
Sadece ağaçlara uğramaz… Bazen bir insanın kalbinde açar. Birine gerçekten değer vererek baktığında… ve kalbini Koşulsuz bir sevgiyle sardığından… fark edersinki onun içindede sessizce büyüyen güzellikler var… Çünkü sevgi, dokunduğu kalbi çiçek açtırır…
Değişiyordum. O zamanlar bilmiyordum ama yeniden mutlu olmanın ve beni mutsuz eden bazı şeyleri unutmanın bir yolunu bulmuştum. Her şeyden önce kendimi unutmayı öğrenmiştim.
Beş yıl önceki o gün, sol ayağımla ilk kez bir şeyler yaparken nasıl titrediğimi ve terlediğimi, neredeyse aynı noktada, yerde yine birlikte oturduğumuzu hatırladım. Annem o zaman da yanımdaydı, şimdi de yanımdaydı ve bana ilham vermeye devam ediyordu.
Olur ya bâzen biri çıkar en yanlış cümleleri, en güzel üslûp ile söyler, insanın iknâ olası gelir. Biri de çıkar en doğru cümleleri en çirkin üslûpla söyler. Ne doğruluğun önemi kalır, ne sözün ağırlığı, ne de dinleyen.
Bunu tek cümle ile ne güzel ifâde etmiş Sâdi Şirâzi;
Atatürk çocukları çok severdi. 23 Nisan 1929'dan itibaren Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı çocuklara hediye etti. Dünyada sadece çocuklara adanmış ilk bayram oldu!
Bedr gazâsında, Ramezân-ı şerîfin on yedinci Cum’a günü, temmuz ayının öğle sıcağında, iki taraf hücûm etmişdi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Ebû Bekr, Ömer; Ebû Zer, Sa’d ve Sa’îd ile “radıyallahü anhüm” kumanda yerine oturmuşdu. İslâm askeri sıkıntı çekiyordu. Sa’d ve Sa’îdi “radıyallahü anhüm” yardıma gönderdi. Sonra Ebû Zeri “radıyallahü anh” gönderdi. Sonra Ömeri “radıyallahü anh” gönderdi. Bir sâat geçdi. Ebû Bekr-i Sıddîk, sıkıntının azalmadığını görerek, kılıcını çekip, atını süreceği sırada, Resûl-i Ekrem “sallallahü aleyhi ve sellem” elinden tutup, (Yanımdan ayrılma yâ Ebâ Bekr! Bedenime ve kalbime gelen her sıkıntı, senin mübârek yüzünü görmekle hafîfliyor. Seninle kalbim kuvvetleniyor) buyurdu.
ulusal egemenlik ve çocuk bayramımızın 106. yil dönümü kutlu olsun.(icindeki cocugu da kutlayasin) “kucuk hanimlar, kucuk beyler.” https://open.spotify.com/track ..
Ben onun çocuğuydum ve dolayısıyla ailenin bir parçasıydım. Ne kadar düşük zekâlı veya beceriksiz olursam olayım, bana misafirler varken asla bahsi açılmayan, arka odaya atılmış " tuhaf çocuk " olarak değil, diğerlerine davrandığı gibi davranmaya karar vermiş.