"Bilinçli olarak aradığın şeyi aradığın yoldan elde edemezken o şeyi düşünmeyi bırakıp terk ettiğin geçmişinden ya da ummadığın bir ara yoldan, havadan süzülürcesine sunan hayat ne garip."
“beyaz olsun siyah olsun, sarı veya kırmızı olsun bütün insanlar: aynı yolda, omuz omuza, aynı zorlukları aynı engelleri aşarak, aynı hedefe doğru tırmanmaktadırlar. Ve bu yolculuk herkes içindir.
Ogiebuşi Çam ağaçları da zor zamanlar yaşar, insan da. Her insanın kökü çam ağacıdır. Oh, henüz yaşın küçük, ah, akçam! Kaç çiçeğiniz var, kayısı ağacı, şeftali ağacı, kiraz ağacı? Bir ağaçtan sarkan süs kirazı çiçekleri...
"Yine de bir eş için tüm dünyayı arayacak hâlin yok. Evliliğin her zaman istediğimiz gibi gitmesi de mümkün değil. Düşündüğümüz gibi olmuyor. Zaten insanlar o kadar özgür de değil."
Ben iyimser bir insan değilim; bütün insanlık, bütün hayatımız ve trajik sonuyla bütün bu komedi bana hiç de pembe bir tablo çizmiyor. Fakat, insan doğamızda, bir ihtimal, kök salacak, yeşerecek bir şeyi niçin ille de Batı’ya bağlayalım?
Her taş bize yardım edecek, her nehir bize doğru akacak. Yürümeye devam edin kardeşlerim, başınızı kaldırın, dik durun, bir zamanlar savaşa giden annelerimizin yaptığını yapın.
İnsan denilen şey; bir varlığın, bağlı bulunduğu ruha hizmet etmek için, Yerküre'deki kaba maddeleri bir araya toplayıp, kendisine vâsıta olarak kullanmak maksadıyla, kurmuş olduğu bir bedendir
Atatürk'ün hayatı bana göre gizemlerle dolu, birçok kitap yazılmasına rağmen hala tam olarak açığa çıkan bir şey yok her kitapta farkli bir şey öğreniyorsun.
İki Farklı Dünyanın Kusursuz Bağı Bir tarafta Osmanlı ordusunun dahi ve hırslı subayı Mustafa Kemal, diğer tarafta İstanbul'un entelektüel, piyano çalan, Batı kültürüne hakim Levantine kadını Madam Corinne Lütfü. Aralarındaki bu dostluk ve mektuplaşma köprüsü, Mustafa Kemal'in vizyonunun daha o yıllarda ne kadar evrensel ve modern oldugunu kanıtı aslında.
Yüz Yıl Sonra Konuşan Satırlar Mektupların bir asır boyunca korunması, saklanması ve sonunda gün yüzüne çıkarak bize o dönemin ruhunu ilk ağızdan anlatması başlı başına edebi bir efsane. Atamızın "Sarı Saçlım Mavi Gözlüm" efsanesinin arkasındaki o hüzünlü, ince ruhlu ve dostluğa değer veren insanı okumak bambaşka bir histi.
Dünyada yaşayan bir insan, her şeyden evvel vazifesinin ne olduğunu, neye hazırlandığını, nereden gelip nereye gittiğini ve bilhassa biraz evvel tarif ettiğimiz mânâdaki iyilik-kötülük mefhumuna göre nasıl hareket edilmesi lâzım geldiğini bilmelidir. Ve zaten bunları bilmedikçe daha yukarılara, vazife plânına çıkmaya ne lüzum kalır, ne de imkân.
Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini güçlendirir. Kalıcı olan iyilikler, rabbinin katında hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de sonuç bakımından daha iyidir.