Bu gece dağ başları kadar yalnızım. Çiçekler damlıyor gecenin Parmaklarından, Dudaklarımda eski bir mektep türküsü Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim, gözlerim gözlerimi arıyor durmadan; Nerdesin?
Bilmem neyi aradım bir ömür kışlarında Binbir gece yürüdüm hangi muamma için Zümrüd-ü anka uçar senin bakışlarında Benim rüyalarımda birkaç deli güvercin
Ne fırtınalar koptu, benim hayat dallarımdan Hiç birinde vazgeçmedim Umutlarımdan. İçimde kıyametler kopsa da ben baharıyım yarınlarımın, Çiçek açarım her kışın ardından.
"Uyku adı altında beni yoklarsa ölüm. Ki ben tüm uykuları hep uyanıkken gördüm... Neden mi ben kendimi sorardım adlarını? Anlasınlar diyedir, ben nasıl, nerde öldüm."
Çağırma o herkesin malumu güruhu, Siste yayılır etrafa dalga dalga, İnsanoğluna binbir bela Getirir her cenahtan. Kuzeyden ısırır keskin dişli ruh seni, Dalar yüzünü ok sivrisi dilleriyle; Doğudan çıkagelenler kurutur ortalığı Ve beslenir akciğerlerinden; Güneyden yollananlar, çöllerden, Alev üstüne alev bindirir tepene, Batıdan gelen güruh önce canlandırır, Sonra seni de, bağını bahçeni de suda boğar. Zevklenirler bizi işitince, hemen başlarlar tahribata, Seve seve itaat ederler, çünkü aldatırlar bizi zevkle; Sanki gökten gönderilmiş gibi yapar, Yalan söylerken melek gibi tatlı tatlı fısıldarlar.
Dışarıdan, pencerelerin ardından yabancı büyük kentin hiddetli sesinden başka bir şey duyulmuyordu; kent, durmaksızın homurdanıyor, ne ölümle ne de yaşamla ilgleniyordu.
Okumak onun hastalıklı alışkanlıklarından biri kabul edilmelidir; zira geçmiş yılların gazete ve takvimleri bile olsa eline geçen her şeye aynı açgözlülükle saldırırdı.
Kendini boşuna harcamış olur insan, Dilediğine erer de sevinç duymazsa. Yıktığın hayat kendininki olsun daha iyi, Yıkamakla kazandığın şey kuşkulu bir mutluluksa.
"Seni bulmaktan önce aramak isterim. Seni sevmekten önce anlamak isterim. Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de, Sana hep hep yeniden başlamak isterim."
Vurduğu her çekiç, demirle birlikte zihninin en girift köşelerindeki düşünceleri de dövüp biçimlendirirdi. Ancak bir süre sonra yorgunluk yüreğini bir mengeneyle sıkar, bilekleri kaskatı kesilir, kor demiri suya batırdığında çıkan tıslama, göğsünden fışkıran öfkeye dönüşürdü.
Onlar savaşa girmeden önce muasır medeniyet düzeyini yaratmak için çaba gösterirken, biz bırak yaratmayı, yakalamayı filan, nasıl yaparız da sermayeyi daha çabuk tüketiriz diye uğraşıyorduk. Nedeni işte bu!
Cumhuriyet’in bütün öteki makam odaları gibi. Sadece eğitimde değil, mülkiye, adalet, askeriye ve akla gelebilecek bütün öteki kurumlarda, fedakâr insanlar, dibe vurmuş bir ülkeyi küllerinden yeniden yaratmaya çalışıyorlardı.
Ve cenâb-ı şerîfim ile kimesne ta'âm yimek kānûnum değildir. Meğer ki ehl [ü] ıyâlden ola. Ecdâd-ı izâmım vüzerâsiyle yerler imiş. Ben ref' etmişimdir.
Yaşadığımız sıkıntılar, mahrumiyetler, reva görüldüğümüz muameleler, hissettiğimiz kimsesizlik, yüzümüze kapatılan kapılar vs. kendimizi ne vakit Hz. Yusuf gibi kuyuda veya zindanda hissederek bilelim ki inancımız, ahlakımız ve er geç takdir görecek olan meziyetlerimiz bizi o karanlıktan çıkaracaktır.