Hayat dediğin uzun bir yol. Ve bu yolda seninle beraber yürüyen insanlar var, yolda kaldığın zaman sana yardım edebilmek için. Yolda rastladıkların var, yanındakilerin kıymetini daha iyi anlayabilmen için. Yoluna taş koyanlar var, yürüdüğün yolu zehir etmek için. Bir de seni yarı yolda bırakanlar var, kendi başının çaresine bakabilmeyi öğrenebilmen için. Herkesin kendi doğrusu var ve herkes kendine göre haklı bu hayatta. Bu yüzden sonuca varmıyor hiçbir tartışma.
İnsanlar birbirlerine yardım etmeyi çoktan bırakmış. Herkesin tek derdi vicdanını rahatlatmak. Sokakta mendil satan çocuğa para vermek bile zor gelir, onun yerine sosyal medyada mendil satan çocuğun fotoğrafını paylaşmak yeter onlara. Bi' insanın neye ihtiyacı olduğunu bilmeden ona nasıl yardım edebilirsin ki? Birbirimizi kandırmayalım. Kimse kimsenin umrunda bile diyil.
Bir hayat en fazla kaç kere yaşanabilir ki?" “Üç." Hiçbir şey söylemeden kafasını kaldırıp baktı. Galiba beni değil de benim yanımda olduğu için kendini yadırgadı. Ama ne bileyim Leyla öyle bir şey soruyosun ki sen de yani. Hayır bir de tekrar, tekrar ve tekrar yaşasam, üç kere değil otuz üç kere yaşamış olsam bu anı ne değişir ki? Ben yine aynı heyecanı yaşıyor olurum. Yine gözlerinde kaybolurum. Yine aldığım her nefeste seni solurum. Her seferinde baştan başlasak, aramızda kilometreler de olsa ben yine seni bulurum.
Uzun uzun güldük. İki insanın sebebe ihtiyaç duymadan yan yana gülebilmesi aşkın ta kendisi. Gülmek en çok Leyla'ya, Leyla en çok bu ana yakışıyor. Ne geçmişin hatıralarına ne de geleceğin hayallerine sığabiliyor Leyla.
Kaldırıma oturduk. Uzun uzun sustuk. İki insanın konuşmaya ihtiyaç duymadan yan yana oturması aşkların en güzeli. Konuşmak isteyip de konuşamıyorsan, o sessizlik boğar insanı. Ama Leyla ve ben bu sessizlikte can bulduk.
Dünya ikimizin etrafında dönmeye başladı. Öyle hızlı dönüyordu ki dünya, mevsimler değişti Leyla beni öperken. Gönlümdeki çöle yağmurlar yağdı Leyla beni öperken. Bir şiirin son dizesiydi Leyla beni öperken.
Umudun bittiği yerde çaresizlik başlıyor. Dört duvar arasına sığmayan, nefes almanı bile zorlaştıran bir çaresizlik. Ve ben o kadar çaresizdim ki, gün doğana kadar sokak sokak dolaştım. Nefes alabilecek bir yer aradım kendime...
"Eee nereye gidiyoruz?" "Seninle dünyanın öbür ucuna gitmek isterdim Leyla. Beraber Kuzey Işıkları'nı izleyelim isterdim mesela. Gerçi o büyülü ışıklar bile kıskanırdı senin güzelliğini."
İnsanın kendine yapacağı en büyük kötülük kafasını dinlemek. Kendimden biliyorum. Uzun süredir yaptığım tek şey, kafamı dinlemek. Susmuyor bir türlü. Hiçbir şey düşünmeden boş gözlerini tavana dikmek insan için gerçek bir hazine.
"Güven, herkesin hakkı ve ödevidir. Kimse, insanların güvenini suistimal edemez. Güveni suistimal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir."
Zaten insan dediğin yediği her kazıktan sonra "Yok abi bundan sonra kimseye güvenmem ben," deyip de her seferinde kazık yemeye devam eden bir canlı türüdür.
Güneşli bir güne uyanmak gibisi yok. Hele bir de mevsimlerden yaz değilse. Bulmacalarda bile yeri var. Kışın açan güneş, soldan sağa, beş harfli. Cevap tabii ki Leyla. Bu sabah Leyla'ya uyandım. Kalan tüm sabahlar Leyla'yla uyanırım umarım.