Ey kendi etrafında küçük daireler çizen kutsanmış kızım. Kollarını açıp başını kaldıran, dünyanın baş döndüren sarsıntısını izleyen kızım. Bu hıza daha ne kadar ayak uyduracaksın? Gidecek başka bir yer olmadığını ne zaman göreceksin? Sen kaçmazsan buradan kaçış yok. Diğer seslere kulak asma. Bırak kendini, diye fısıldayacaklar sana. Kimsin ki direniyorsun, diyecekler. O bizim liderimiz, diyecekler. Bırak bizi uyuyalım, diyecekler. Bu lanetli geceyi Aster'e bırak. Bırak kendi açtığı yollarda kocasının adına lanetler yağdırarak yürüsün.
Ağzımda metalik, zehir zemberek bir tortu geziniyordu; pişmanlığın gerçek tadı tam da buydu işte. Yutkundukça boğazıma takılan, her nefeste daha da katılaşan o kekremsi his...
Öngörümüzün artması her şeyi öngörebileceğimiz anlamına gelmez. Bilgimizin artması tecrübemizin arttığı anlamına gelmez. Ders almamız yeniden yaralanmayacağımız anlamına gelmez. Çünkü bu yolculuk, tam da bu iniş ve çıkışlarla anlam kazanır. İmtihan dediğimiz şey bütün bu deneyimlerle ilgilidir.
Duygularımız aracın sinyal göstergeleri gibi. Yolun ve aracın durumuna dair bize uyarı verirler, dikkatimizin nereye yönelmesi gerektiğini hatırlatırlar.
Hayat, uzun bir yolculuk. Yol bazen dümdüz ve kolay, bazen kaygan, bazen taşlı ve engebeli, bazen dik bir yokuş, bazen de derin bir tümsek. Biz ise bu yolculukta yoluna devam etmeye çalışan sınırlı yolcularız.
Hayatta en çok unutulan şey, sabrın aslında bir güç olduğudur. Aceleyle atılan adımlar çoğu zaman bizi geri götürür; ama sabırla beklenen an, doğru zamanda gelen fırsatla birleştiğinde hayatı değiştirebilir. Sabır: Zamanı doğru kullanmayı öğretir. Azim: Yolda tökezlesen bile kalkıp devam etmeni sağlar. Tevazu: İnsanları kendine değil, kalbine yakınlaştırır. Umut: Karanlıkta bile ışığı görmeni sağlar.