Yağmur, sessiz bir besteymiş gibi düşüyor şehrin üzerine; her damla hafifçe kalbime dokunuyor, geçmişten gelen bir özlemi uyandırıyor. Camın ardında gölgeler dans ederken, uzak bir gülüş beliriyor zihnimde—ne kadar uzak olursa olsun, sıcaklığı hâlâ içimde. Melankoli hafif bir sis gibi sarmalıyor ruhumu, ama o gülüş, bir ışık huzmesi gibi geçiriyor her gölgeyi. Her damla bir hatıra, her tını bir nefes. Mesafeler bir anda eriyor; zaman sadece bir arka plan gibi duruyor. Özlem ağır değil, tatlı; hafif bir rüzgar gibi, geçmişin ve şimdinin arasına serpilmiş. O gülüş, sanki yağmurla birlikte düşüyor ruhuma, sessizce ama derinden, eksik hiçbir şey bırakmadan. Ve ben oturuyorum, bir köşede, sadece izliyorum: hayatın küçük tesadüflerini, fırça darbelerini, kaybolmuş sandığım anların aslında beni ben yapan melodisini… Her şey bir bütün, her şey bir resim. Ve o resmin içinde, uzak bir gülüş hâlâ çarpıyor kalbime, usul usul ama hiç durmadan.
Yağmur düşerken sessizce şehrin üzerine, içimde bir tatlı ağırlık hissediyorum; özlem ve sevgi, melankoliyle iç içe, birbirinden ayrı değil, tek bir nefes gibi dolaşıyor ruhumda. Uzak bir gülüş beliriyor zihnimde, damlaların ritmiyle birlikte çarpıyor kalbime; hafif bir sızı ama aynı zamanda sıcak bir ışık gibi. Her damla, her gölge, bir anıyı ve bir hissi birlikte taşırken, zamanın çizgileri siliniyor; geçmiş ve şimdi birbirine karışıyor. Melankolinin serinliği, sevginin sıcaklığıyla yumuşuyor, özlemin tatlı rüzgarı her duyguyu nazikçe okşuyor. Ve ben, sessizce, bu içsel manzaranın içinde duruyorum: kaybolmuş sandığım anlar, aslında beni ben yapan bütünün ince dokunuşları, usul usul ruhuma düşüyor, eksiksiz ve tek parça hâlinde.
Senin için büyüdüm, kendim için küçüldüm. Senin için kocaman oldum hep, sabırlı, sakin, güçlü, anlayışlı. Bir gün bakarım sandım, görürsün içimdeki o yanan yeri. Ama sen gözlerini hiç kaldırmadın benim dünyama. Ben seni büyütürken avuçlarımda, kendimi unuttum bir kenarda. Şimdi kendime dönüyorum ama döndüğüm yerde ben yokum. Senin için büyüdüm, kendim için küçüldüm. Acının hesabı böyle tutuluyormuş meğer.
"Nasıl olur da bir erkeği bu kadar sevebilirsiniz, yüzünü satır satır hatırlarsınız, sesi içinizde yankılanır" Size beni unut beni unut beni unut dememiş gibi, bir an bile unutmadan hâlâ sevebilirsiniz?
Ömrümün baharından almadan hevesimi, Aşk elinde oyuncak ettin can kafesimi. Hasretin kollarında belki son nefesimi Veriyorum diyorum, sana şaka geliyor!...
Dökülmüş sıvası, kırılmış camı Beti benzi solmuş, bizim haneler. Etrafa yayılmış, kederi/gamı Yıkık viran olmuş bizim haneler.
Nûriye Hsbk Akyl
Saygıdeğer okuyucular Allah Tealanın selamı sizin üzerinize olsun bütün dünya dergisu 2021 in 5.ayındaki yazısında Çifte standart, üç yüz yıldır Batı'nın politikası olmuştur derken batının siyasi politikasını çifte standart olarak ifade ediyor öyle bir çift standartki saygıdeğer edebiyat defteri okuyucusunun dediği gibi Dökülmüş sıvası, kırılmış camı Yıkık viran olmuş bizim haneler evet batı ilk önce hanelerin yıkılmasına sıvaların dökülüp camların kırılmasına vesile olur ondan okumayan sorgulamayan insanlara kendilerini kahraman olarak tanıtırlar toprakları işgal edemedikleri zaman zihinlerimizi kültürlerimizi işgal ederler bilge kral Aliyanın dediği gibi batı hiçbir zaman medeni olmamıştır fransız ingiliz tarihi sömürgeye Abd ve itrailin tarihi ise kan ve işgale dayanır dünya tarihinde işlenen soykırım ve insanlık suçlarının altında batının parmağı vardır kimse batı ve Avrupa kadar kan dökücü olmamıştır milli şairimiz Akifin dediği gib medeniyet dediğin tek kişi kalmış Canavar işte bu batıdır dün kızılderili çadırlarının sıvasını söken Abd bugün ırakta iranda nice hane ve evin camlarını kırıyor Ruslar Türkleri sömürge haline getirmeye çalışırken itrail filistinde çin türkistanda binlerce hanenin kederine gözyaşına ahına sebep oluyor