Belki de okuduktan sonra saatlerce üzerine düşündüğüm ve gerçekten hakkını vererek yazıldığını kabul ettiğim bir kitaptı Mai ve Siyah.
Aslında “mai”, hayallerimizi, umutlarımızı ve gerçekleştirmek istediğimiz şeyleri yansıtıyordu. “Siyah” ise hayatın zorluklarını, umutsuzluklarını ve bazen hiçbir zaman başaramayacağımız duygusunu temsil ediyordu.
Biz de zaten hayatı bu iki uç arasında yaşıyoruz. Mai ve Siyah tam olarak bunu anlatıyordu: Hayat umutlarla başlar, ama çoğu zaman umutsuzluklarla sınanır. Her zaman hayaller kurarız, fakat her hayal gerçeğe dönüşmez.
Ahmet Cemil de bu hayallerin peşinden koşan ama onlara hiçbir zaman tam anlamıyla ulaşamayan bir karakterdi.
Bu kitap, hayal kurup da hayallerine ulaşamayan herkese içtenlikle önerimdir.
İnsanların bazı taşkınlık dönemleri vardır ki, küçük bir hazırlık dakikası ile başlar. Bu dakikada gözler birbirlerini sorguluyor gibi durur, sanki “Ağlayalım mı? “Sorusuyla bakışır. Bu dakika uzun bir zaman daha hatıralarla doludur bu bir dakikada bütün yaralar açılır. Kalbin binlerce noktalarından birer ıstırap iniltisiyle binlerce delik açılır; türlü kırık umutlar, acı umutsuzluklar, yaş hayalleri, bütün hayatını ağlayan armağanları yas çığlıklarıyla gözyaşlarıyla sürüne sürüne buluşurlar.
Yasak kitaplar okuyorum. Bu kitapları okumayı yasaklıyorlar çünkü biz işçilerin yaşantısı üzerine gerçekleri anlatıyorlar orada. Gizlice basılıyor bunlar. Eğer bizim evde bulurlarsa beni hapse gönderirler... Gerçeği bilmek istediğim için hapse tıkarlar. Anlıyor musun?
Bir kadın bir kere uçurumlardan yuvarlanmaya başladı mı artık düşüşüne son verecek nokta yoktur, ne kadar aşağı düşerse düşecek yerler o kadar çoğalır.
Aman yarabbi! Sevmek bu muydu? İnsanı sanki bir mengene içinde sıkıp sıkıp da birisinin ayakları altına ezik, bitik, can çekişerek atmak isteyen bu öldürücü şey, sevmek bu muydu?