İlk başladığımda biraz endişelendim olayların akışı ağır aksak gibiydi ancak kısa süre sonra merak ilgi heyecan veren ve beni saran bir kitap oldu mutlaka okumalisinz
Bizim de buralarda kadınlarımız, icabında, ayıp, yasak, günah üçgeninde sıkıştırılmış vaziyetteydiler ama, Müzeyyen bu üçgeni yırtmış, yırtarken kendi kendine bir şeytan üçgeni yaratmış, arada bir üçgenin kuyuya benzeyen ağzından geyik bakışıyla bakıp duruyordu.
Fazlaca iyiydim. Bunun acısı sonra cıkacak. kainatın tüm yangın tarihleri bir araya gelip tek cilt olacaklar, kapakta da kendi külünden yeniden doğan, aldırma gönül kuşunun resmi yer alacaktı. Ne olmustu da, "Seninle dünyanın her yerine gelirim," diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen'di? Ya da Müzeyyen kimdi? Ilk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?
Çaresizlik, umut ve hayalperestlik üçgeninde gezeleyen insanoğlu ne kadar ilerlerse ilesin, doğum seremonisi ve sonrasında ölüm elvedasının üstesinden gelemiyor. Şu anda gerçek ki doymaya ve ölmemeye çalışan insanoğlu bu dünyada ne tam olarak doyabilecek ne de istenildiği gibi ölümsüzleşecektir.
*** Güven sorunu yaşayan aydın, fabrika ayarlarının güncellenmesi ve bir şekilde aydınlatma hizmetinin toplumun üstlenmesi gerekiyor. Aydın nitelemesinin içini doldurması gereken gerçek manada münevverler yetişmesi ve kişilerin kendilerini hissetmeleri gerekiyor.
*** İyi bir dilin yaşamdaki ve sanattaki olumlu etkisi azımsanamaz. Dil bu anlamda iletişim için gerekli en önemli araçlardır. Şiir bu manada dilin en güzel hali, en etkili hali, en olgun hali, en çocuk hali bazen de en uçuk halidir. Şair'in dönem arayışları içerisinde olmuştur. Değişerek gelişme dürtüsünün şairlerdeki görüntüsüdür şiir.
*** Ey şehir, köyümün dede yadigârı topraklarını yetim bıraktın. Ya kuruş kuruş asgari ücreti hesaplattın ya da piyango biletlerinden medet umar hale girmiş köylümü. Köyünde bey, paşa şehrinde şehirde kul köle yaptın kendine. Köyün olası gencecik civanmert delikanlılarını kırmış, beli bükülmüş olarak gönderildin gerisin geri.
“Şakir Kurtulmuş’un şiiri, büyük iddialarla değil derin ve içten bir sesle kurulur. Bu ses, çoğu zaman suyun akışında, bir çocuğun bakışında, bir şehrin yıkıntısında ve bir annenin çağrısında yankılanır” (s.10)
“Onun şiiri merhametlidir, derindir, içten gelir, çağının tanığıdır, bağımsız, gürültüsüz ve sakindir. O yüzden yarına kalacak şiir sınıfındadır” (s. 138)
Hani hep denir ya “yarası olmayanın şiiri olmaz” diye. Altmışlı yaşlarda olan şairin çocukluğundan bu tarafa hüzün ağrıları çektiği olmuştur. Bu hâlin, taşınan umut ile beraber, şiirlerine de sirayet etmiş olduğunu pekâlâ söyleyebiliriz. Son tahlilde, şairin şiirlerinde milletimizin yaşayan dip derin şuuru, mizacı ve aidiyet duygusu ile hafızaya dayalı, çağının tanığı güzel şiirler okumaktayız. Son olarak, sözü yine Özcan Ünlü’ye bırakalım ve en doğru en yerinde tespitlerle Şakir Kurtulmuş’un şiirlerini ve şairliğini anlatsın; “Şakir Kurtulmuş’un şiiri, büyük iddialarla değil derin ve içten bir sesle kurulur. Bu ses, çoğu zaman suyun akışında, bir çocuğun bakışında, bir şehrin yıkıntısında ve bir annenin çağrısında yankılanır” (s.10) İyi okumalar. İlkay Coşkun
İnsan bir yıl boyunca bir gün bile hiçbir telaşesi olmadan yaşayabilse... Yok yok... Yarım gün bile telaşsız geçirebilirse o insan mutlu biridir demektir.
Fakat hayat dediğin cehennemin bir parçasıdır, hani derler ya, 'Dünyada güzellikten çok kötülük vardır,' diye, gerçekten de öyle. Mutluluğa atılan her adım beraberinde binlerce kötülük getirir.
Ama yaşadığınız kent Ankara gibi bir yerse, işler değişir. Ankara iş şehridir, sorunların bire bir yaşandığı, üstelik insana bunu unutturacak mekânların pek bulunmadığı, muhafazakâr bir şehirdir. İstanbul gibi güzel, cilveli, işveli bir kadına benzetemezsiniz Ankara’yı. Olsa olsa takım elbise giymiş, sabah çıkıp akşam en geç altıda evinde olan, saçları hafifçe kırlaşmış, tecrübeli, ne yaptığını bilen bir memura benzer Ankara. Ama o memur babanızdır, ağabeyiniz, dayınızdır. Seversiniz onu.
İnsanların bana karşı olumsuzlukları oldu da, benim bunu yaşayacak ne günahım oldu da, Cenab-ı Hak bu belayı hangi günahlarım yüzünden müstehak gördü, bunu tefekür etmek lazım! Tamam onlar çok hatalıydı ama kendini hesaba tutmak tarafı çok zor, başkasına çamur atmak çok kolay...
Dünyadaki en değerli varlık Elmas Yakut Zümrüt değildir. Hiçbir ülkenin para birimi değildir. Çünkü bunları harcarsanız yerine koyabilirsiniz ama bu dünyada yerine konulmayacak tek varlık vakittir.
Hastalıklar üç türdür: Bedene, nefse ve akla ait hastalıklar. Bunların bir dördüncüsü yoktur. Bedene ait hastalıklar burada (kitapta) incelediklerimizdir ki şekilci bilginler onları bilir. Nefse ait hastalıklar, Allah’ın emrettiği yükümlülüğü yerine getirmekten alıkoyan arzular ve niyetlerdir. Akla ait hastalıklar ise, (dini meseleleri kanıtlayan) kanıtlara ve imana zarar veren saptırıcı kuşkulardır. Bu kuşkular akıllı kişiyle imanın geçerliliği arasına girer. Nefse ait hastalıklar, imanla beraber bulunur. Böyle bir nefs karşısında müminin imanı, bedeni hasta bir insan için akıl gibidir. Böylece hasta, Rabbiyle konuşma ve O’nu müşahede halinde namazını kılar.