Çocukluk ve hep böyle değil midir? Hatıralar hava ve zaman etkisi ile yıpranmış, delik deşik olmuş bir sayfa biçiminde kalır. O zaman en fazla tesir eden şeyler, hatıralar tablosunda en derin kazılır.
“Elini kızım, uzatmak ister mi sen!” diye bozuk bir Rusçayla seslendi ona. “O zaman mutluluk söylerim, hayat okur ben.” ... bu küçük gösteriden yavaş yavaş uzaklaşan Lyubov'un kulağına son olarak “Kader güzel... kader tatlı...” sözcükleri çalındı. Güverteyi tarayan rüzgâr başındaki hasır şapkayı ensesine devirdi. Akşam göğünü kaplayan zarif bulutların arkasında kalan güneş görünmüyordu artık, ama süzülen ışığın altında su ışıyıp parlıyordu.
Yaradılışının en başındaki bir dünya bu; çok daha büyük, henüz tam biçimlenmemiş ve daha yalın. Gökyüzü, toprak ve su, sanki birbirlerinin kollarından henüz ayrılmışçasına hepsini kucaklayan tek bir kontürle çizilmiş gibi duruyorlar, çıplak ve henüz can bulmamış bir halde Tanrı'nın karşısına çıkmışlar da ölçüsüz büyüklüğüne tanıklık etmekten başka bir şey ellerinden gelmiyormuş gibi.
“... geceyle gündüz hâlâ iç içe, kararsızca salınıyorlar ve ufukta güneşin ilk ışıklarının alevlenmesiyle evrenin kaosundan çözülen bir dünya ilk kez ortaya çıkıyor sanki.”
“İşlerin umduğum gibi gitmemesine az çok hazırdım ama ilk adımı attıktan sonra artık hiçbir şeyin aynı kalmayacağını biliyordum .Daha fazla vakit kaybetmek anlamsızdı. “
Ama ikisi de başlarına yazgının sardığı bu üst üste, iç içe olaylardan sonra çok yaşayamadılar. Önce biri, sonra öteki bu dünyayı terk etti. Acı ve kekre bir yalnızlık, dostlarından alıp götürdü onları; ikisi de o yalnızlıkta iyiliğin ve erdemin kucağına gömülerek hüzünlü ve güç bir hayatın sınırlarından rahatça çıkıp kurtuldular. Zaten o hayat onlara sadece kendilerini ve bu ürkünç hikâyeyi okuyanları şu gerçeğe inandırmak için verilmişti: İnsan yalnız mezarda sükûna kavuşabilir; yeryüzünde ise kendi benzerlerinin kötülüğü, tutkularının dağınıklığı, daha önemlisi, yazgının uğursuzluğu dolayısıyla fırsat bulamaz buna.
(... dürüst birini aldatmak kendini de aşağılamaktır bir yerde; hatta aldatan kimse kötülük hünerlerini tam anlamıyla gösteremediğinden sonunda erdeme kazanç sağlar. )
TRT’de yayınlanan “Tozkoparan İskender” dizisi için dekor olarak üretilen menzil taşının tarihi eser olarak tescillendiği ve İstanbul İslam Eserleri Müzesi’ne kaldırıldığı ortaya çıktı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Dr.Öğr.Üyesi Ahmet Şen ve Uzman Sanat Tarihçisi Sude Saki, bu dekoru Tozkoparan İskender'e ait yeni buldukları menzil taşı olduğuna dair bir de makale kaleme almışlar.
Ne çok kaybetmişim, ne çok terk edilmişim… Giden herkesi içime gömmüşüm, kiminin mezar taşı bile olmamış. Ne çok incinmiş, ne çok kanamışım… Ve şimdi, kalanların ardından sesleniyorum: Hepinizi affettim. Yolunuz açık olsun…
Mindfulness hem iyileştirici hem de kaçışa dönüşebilecek bir şey... Hayvanları sevmek kıymetlidir, doğayı sevmek kıymetlidir ama insanı da sevmek gerekir. Mindfulness bir araçtır, amaç değil. Asıl belirleyici olan onu nasıl kullandığınızdır. "Anda kalmak" güzeldir ama bu her şeyi bol verip pasifleşmek değildir.
Sadık Hidayet kimdir? Buradan başlamalı belki. Modern İran edebiyatının kurucularından kabul edilen, özellikle başyapıtı "Kör Baykuş" ile tanınan romancı, öykücü ve çevirmendir. Kör Baykuş, 1930'larda yazılmış, oldukça önemli diyebileceğimiz bir İran edebiyatı eseridir. Okuyucularını intihara sürüklediği gerekçesi ile bir dönem İran'da bu kitap yasaklanmış. Gelin görün ki yazar da ne yazık 48 yaşında, Fransa'nın Paris şehrinde kendini gazla zehirleyerek intihar etmiş. Son zamanlarda okuduğum bir çok kitapla bağlantı kurabileceğim bir deneyim sundu bana Kör Baykuş. Derin yalnızlık, ölüm ve toplumsal eleştiri gibi konulara değininen bu eser Ömer Hayyam, şarap, mey ve aşk temalarıyla "Semerkant" kitabını, materyalist görüşten mistik/manevi bir anlayışa yönelen ve histerik duyguların yoğunluğuyla okuyucuyu hem zorlayan hem de kendi içinde elleriyle bir hamur gibi yoğurarak şekil vermesine imkân sunan Peyami Safa'nın Matmazel Noroliya'sını ve henüz tamamladığım Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'ni bir zincirin halkaları gibi birbirine ekledi zihnimde. Ve ben bu harika kitapların etkisiyle; bir kavanozun dibe çöken tortusu ile suyunun karışması gibi çalkalanıp durdum birleşene kadar kendi içimde. Birleştiğimde ise hem daha yoğun hem de daha bulanıklaştım. Ama bir öze vardım. Kör Baykuş, özetini çıkarabileceğim ya da konusunu anlatabileceğim bir kitap değil benim için. Düşündürmeye, yaşamaya ve ölmeye yaklaştırıp - uzaklaştıran kelimeler gemisi olabilir. Sevdim. Fakat Sadık Hidayet'i anlayabilmek için daha önce okunması gereken başka kitaplarla ruhunuzun beslenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Kitap bittikten sonra Özdemir Asaf'ın dediği gibi "ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi" hissini yaşadım. Hoşçakalın🍀
İçimizde bir yabancı var asla bizimle konuşma niyetinde olmayan yine de az sonra konuşacakmış gibi duran. İçimizde bir yabancı var ne zamana kadar susacağını bilmediğimiz öfkeli mi, patlıyor mu sıkıntıdan? kırgın mı, mutlu mu, karnı aç mı, Bir hikâye yaşamak için ölmeye bile razı mı, yoksa memnun mu bu asırlar süren durgunluktan? Sessiz bir yabancı o tanıma imkânı bulamadığımız. Ancak hissedebiliyoruz bazen hiç tanımadığımız biriyle karşılıklı susarken.
Peygamber efendimiz "Ey kalpleri, gözleri gönülleri evirip çeviren Allah'ım! Benim gönlümü senin dinin ve itaatin üzere zabt u rabt et.” diye dua ederdi.
Ne zaman motivasyonunuzun düştüğünü hissederseniz mazlum ve mağdur İslam coğrafyasına bakın.Orada hikâyeler dinleyin,yüreğiniz parelensin,ciğeriniz yansın ki o sizi uyutmasın,kıymık gibi onların acısı içinizde zonklasın.Bu kadar ateş çemberi bir coğrafyanın ortasında hülyalara dalmanın anlamı yoktur,gayreti kuşanmanın vaktidir.Çabalamamız lazım gayret etmemiz lazım.Allah Resulü'nün bizim omuzlarımıza bıraktığı her sorumluluğu,her vebali en derinden hissetmemiz lazım."