İlk seksen sayfada anlatılanlar aşağı yukarı herkesin bildiği türden bilgileri içermektedir. Tam eserden vaz geçecekken ikinci bölüm ilgimi çekmeye başladı. Özellikle Batı felsefesi ve uzak doğu felsefesinin farklılığının altinda yatan mantıksal farklılığı açıklaması çok hoşuma gitti. Eserde tanrı sevgisinden bahsederken semavi dinleri eleştirmiş Yahudilik ve Hıristiyanlık tan örnekler vererek eleştirmeler yapmış ancak İslamiyet'e dair eleştiride bulunmamıştır. Buna rağmen yinede eleştiri sonucunda İslamiyet'i de diğer iki dinle aynı kefeye koymuştur. Buda bizlere yazarın ya İslamiyet hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığını yada on yargılı olduğu kanaatini vermektedir. Ee ne de olsa yazar yahudi😉 anlatım bakımdan eserde kopukluklar bulunmakta çeviriden kaynaklı mi yoksa konular arası geçişte mi problem yaşamış yazar pek bir karar veremedim. Konusu cazip gelse de (felsefe ile ilgilenenler bilir) yazarın görüşlerinin çok özgün olduğu söylenemez zira sevgi konusu ilk çağ felsefesine kadar uzanan bir konu.
Sevdaları yaşa ki, gerçek olsun sözümüz Yoksa! vuslat hayaldir, sözde dursa özümüz
akeolog
Şehit Fuat Demir Dualarla Son Yolculuğuna Uğurlandı
Dualarla uğurlandılar son yolculuklarına Şehidim bizden dualar götür Gittiğin o sonsuz sevda diyarlarına Öyle bir sevda yaşadınki sen Allah Teala şahittir senin O sözüne özüne
Şehit fuat demir şehit oldu Afrinde Gerçek bir sevda ile yükseldi o göklere Kelime i şehadet olsun son sözümüz Vuslat bir hayal değil en gerçek hazinedir Şehitlerin son yolcuğu şimdi göklerdedir
Bazı insanlar vardır, karnı tokken bile açtır. Çünkü asıl açlık midesinde değil, kalbindedir. Sevilmek ister insan, bazen bir sözle, bazen bir bakışla, bazen sadece birinin yanında susarak. Hepimiz biraz sevilmekle iyileşiriz aslında. Bir omza yaslanmakla, adımızın özlemle anılmasıyla, varlığımızın bir başkasının dünyasında yer etmesiyle.
Sevgi bir lüks değil, bir ihtiyaçtır. Tıpkı su gibi, ekmek gibi, hava gibi. Ama çoğu zaman buna en çok ihtiyaç duyanların sesi en az duyulan ses olur. Sevgiye muhtaç insanlar sessizdir. Çünkü ne kadar haykırsalar da karşılık bulamamaktan korkarlar. Kendi içlerine kapanırlar. Bir tebessümün, bir "Nasılsın?"ın hasretiyle yanıp dururlar.
Sevmekse cesaret ister. Yüreğini açmayı, incinmeyi göze almayı… Çünkü sevgi kırılgan bir çiçektir. İlgiyle, sabırla, emekle büyür. Ama ne yazık ki, bu çağda en çok sevgi ihmal edilir. Koştururken birbirimizin yanından geçer, göz göze gelmeden yürür gideriz. Birine zaman ayırmak, kalbini anlamaya çalışmak artık neredeyse unutulmuş bir dil gibidir.
Oysa en derin özlemlerimizden biri, başka birinin size "Sen varsın ve bu yeter," demesi değil mi? Gözlerimizin içine bakarak "İyi ki varsın," diyebilen birine rastlamak... Ve biz de onu öylece, karşılıksız, pazarlıksız, olduğu gibi sevebilmek...
Sevilmeye duyulan açlık, belki de bu yüzden bu kadar derin. Çünkü içimizde bir yer, hâlâ çocuk gibidir. Kucağa alınmak, başı okşanmak, önemsenmek istiyor. Ve bunu dile getirmekten utanıyoruz çoğu zaman. Çünkü yetişkinliğin bize öğrettiği en büyük yalanlardan biri, "Güçlü olmak, duygusuz olmaktır." sözüdür.
Ama biliyoruz ki, gerçek güç, kalbini açık tutabilmektir. Sevmekten vazgeçmemek, defalarca kırılmış olsa bile hâlâ umut etmek...
Ve belki de bir gün, sevilmeyi hak ettiğine inanmaktan vazgeçmiş kalpler, bir başka kalpte kendine bir yer bulur. Belki bir gün, “Benim için buradasın, bunun farkındayım,” diyen biri çıkar karşımıza. O zaman içimizde yıllarca kilitli kalmış o kırılgan çocuk, nihayet sarılır yaşama.
Çünkü bazen bir mesajdır iyileşmek, bazen bir beklenmedik kucaklaşma, bazen bir suskunlukta anlaşıldığını bilmek... Birinin gözlerine bakıp, "Senin için buradayım," diyebilmektir sevgi. Ve o anda, dünya tüm karmaşasıyla bir kenara çekilir, sadece iki kalp kalır geriye; birbirine dokunan, birbirine iyi gelen...
Bu yüzden belki de en büyük devrim sevgiyle başlar. Birine, "Seni duyuyorum, seni hissediyorum," diyebilmekle. Çünkü bazen bir tek sevgi yeter; bir hayatı kurtarmaya, bir yüreği onarmaya, bir insanı yeniden hayata döndürmeye...
Ve belki bir gün, sevgisizliğe alışmış bu dünya, yeniden hatırlar o en eski gerçeği. Sevmek, en insanca ihtiyacımızdır. Ve sevilmek, herkesin hakkıdır.
Ama hâlâ bekleyen kalpler var bu dünyada. Bir kapının çalmasını, bir mesajın gelmesini, birinin adını seslenmesini bekleyen… “Ben buradayım, seni unutmuyorum,” diyen bir ses arayan... Bazen o ses bir cümleye sığar.
“Neredesin, didarını sevdiğim yâr?”
Çünkü bazen sevmek, sadece özlemek değildir. Bazen sevmek, birini yokluğunda da var kabul etmektir. Adını anmak, kalbinde yer açmak, sessizce içinden çağırmaktır. Ve umut etmek… Belki bir gün o da seni duyar diye.
Sevgi budur işte. Bir kalbin açlığını bir başka kalple doyurabilmektir. Sözle, bakışla, varlıkla. Yalnız olmadığını hissettirmekle.
Ve belki de bu yüzden, her insan, bir başka insanın duasıdır. Bir başka insanın bekleyişi, bir başka kalbin açlığıdır…
Ali Haydar KOYUN Yazar/Aktivist
Not: Bir Kalbin Açlığı başlıklı yazım aynı zamanda Ça(ya)lakalem Edebiyat Dergisinin ikinci sayısında yer almıştır.
Bazen sana nasıl dua edeceğimi bilmiyorum. Dilimin ucuna kadar gelen cümleler var ama boğazımda düğümleniyor. Ne isteyeceğimi şaşırıyorum, neye amin demem gerektiğini bilemiyorum. Kalbim karmakarışık, aklım yorgun, ruhum eksik… Allah’ım… Ben kelime bulamazken sen niyetimi bil. Ben anlatamazken sen içimde sakladığım korkuları da, umutları da, kimseye açamadığım yaraları da gör. Bazen güçlü görünüyorum ama değilim. Bazen gülüyorum ama içim sessizce ağlıyor. Bazen “iyiyim” diyorum ama sana sığınmaktan başka çarem kalmıyor. Eğer dilim dua ederken ne söyleyeceğini bilmiyorsa, cümlelerim yarım kalıyorsa, ellerim havada titriyorsa… Sen kalbimi duy Allah’ım. Kalbimin en karanlık köşesinde sakladığım o sessiz çığlığı duy. Gece herkes uyuduğunda içimde büyüyen o kırgınlığı duy. Bana sen yetersin demeyi öğret. Beni dünyaya değil, sana bağla. Kalbimi kirleten ne varsa temizle. Niyetimi düzelt. Yolumu doğrult. Beni sana uzak düşüren her şeyi benden uzaklaştır. Beni sana yaklaştıran her şeye sabır ver. Allah’ım… Ben kelimelerle dua edemesem de gözlerimle ediyorum. Ben cümle kuramasam da yüreğim sana doğru atıyor. Dil susar… Ama kalp susmaz. Ve sen kalpleri en iyi bilensin…
Kalın bir örtüyle örtülmüş. Şeklini gizliyor, dikkat çekmiyor. Maksat saklamak. Bir başka sürahi var… Üzerinde ince, şeffaf bir tül. Her kıvrımı ortada. Maksat gizlemek değil, süslemek. Bir diğeri… Kumaşı yanlardan çekilmiş, Biçimi daha da belirginleşmiş. Adı örtü, ama kendisi teşhir. Ve bir sürahi daha… Üzerine atılmış sade bir bez. Ne dikkat çekiyor ne şekil gösteriyor. Sadece koruyor. Aynı sürahi. Aynı örtü kelimesi. Ama niyet başka. Örtmek bazen saklamaktır. Bazen süslemektir. Bazen de daha çok göstermektir. Mesele kumaş değil. Mesele kalpteki niyet. Çünkü her örtü, Aynı amaç için örtülmez.
Kalın bir örtüyle örtülmüş. Şeklini gizliyor, dikkat çekmiyor. Maksat saklamak. Bir başka sürahi var… Üzerinde ince, şeffaf bir tül. Her kıvrımı ortada. Maksat gizlemek değil, süslemek. Bir diğeri… Kumaşı yanlardan çekilmiş, Biçimi daha da belirginleşmiş. Adı örtü, ama kendisi teşhir. Ve bir sürahi daha… Üzerine atılmış sade bir bez. Ne dikkat çekiyor ne şekil gösteriyor. Sadece koruyor. Aynı sürahi. Aynı örtü kelimesi. Ama niyet başka. Örtmek bazen saklamaktır. Bazen süslemektir. Bazen de daha çok göstermektir. Mesele kumaş değil. Mesele kalpteki niyet. Çünkü her örtü, Aynı amaç için örtülmez.