Bu yazıya okuyan kimin karşısına çıktıysa yada denk geldiyse hayatında umarım iyi insanlar çıkar hep hiçbir zaman mücadeleyi bırakma sakın bilmiyoruz ki hayatımıza ne güzellikler ve mutlu anlar geleceğini Bilemeyiz umarım hayatınızda iyi şeyler olur hayal ettiğiniz gibi bir hayat.
Bir kalpte hem Allah, hem de dünya sevgisi olmaz. Yüce Mevla, Kur'an-ı Kerim'de, "Allah bir göğüste iki kalp yaratmadı." (33/Ahzab, 4) buyurur. Bir kalple bir şey sevilir. O da Allah olmalıdır.
Biz, akıllı insanlarız. Bu yüzden akıllı insanların savaş yöntemleri ve akıllı insanların koyduğu kurallara göre savaşıyoruz. Oysa kural mural takmayan delilerin ne zaman, nerede, ne yapacaklarını kestiremiyoruz.
Bilmem hangi alemden bu toprağa düşeli, Yataklara serildim,cam kırığı döşeli.......... Kaam bir cenk meydanı, kokusu kan ve barut; Elindeyse düşünme, gücün yeterse unut! Takılıyor yerdeki gölgelere ayağım; Sanki arz delinecek ve ben yutulacağım. Bana yanmak düşüyor, yangın görsem resimde; Yaşıorum zamanın koptuğu bir kesimde. Alırken dilenciyim, verirkende borçluyum; Kalmadı eşya ile aramda hiç bir uyum. Taş taş üstüne koysam bozuk diyorlar, devir! Bir ok çeksem, diyorlar; peşinden koş b-ve çevir! Nefes alırken bile inkisar ve pişmanlık; Kimse edemez bana benim kadar düşmanlık. İşte şüpheci aklı çatlatan korkunç nokta: O ki sonsuz var, nasıl aranır dipsiz yok'ta? Olur olmaz her şey, yokluk da onun kulu; Bu noktaya vardın mı, el tutuk, dil burkulu. Allah’ı hakikate soran kafa ne sakat? Hakikat de ne; Hakk’ın muradıdır hakikat, Balonunu kaçırmış çocuk gibi ağla dur! Rabbim böyle emretmiş, ya dize gel, ya kudur! Hayat bir zar içinde, hayatı örten bir zar; Bana da hayat yeri "Bağlum" köyünde mezar....
İkişer bomonti birası alıp ağaçların dibine oturdular, masalara göz gezdirdiler... Bahçede, sohbet ve gönül oyunlarının oynandığı ağaç dipleri hareketli, bazı ağaç diplerinde ise çilingir sofraları kuruluydu. Biralarını yudumlarken yaşadıkları ülkenin gerçekleri üzerinde fikirler geliştirip hayat yolculuklarının hangi istikamete, ne şekilde gideceğinin planlarını yaptılar.
... bir söz, bin hareketten üstündür. Söz kılıçtan keskindir. Bir fikir, bin kişiden güçlüdür. Bu yüzden diktatörler düşünen ve fikir üreten insanları daima zindana atar ve yok etmeye çalışır. Sözüm, büyük filozofluğu ve tılsımlı şairliği kadar, evrenselliği bütün dinlere ve canlara eşit sevgi ve mesafeyle yaklaşmasında yatan Mevlâna'ya aittir ve şöyledir: "Her şey üstüne gelip seni dayanamayacağın noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme! Çünkü orası, gidişatın değişeceği yerdir!"
Akıl hastalarının yarısından çoğu hastaneden kaçmıştır. Bir kere akıl hastanesinin dışına çıktıktan sonra delilerle akıllılar ayırt edilemediği için, delileri akıllılardan seçip ayırmak zor olmaktadır. Hatta bu zorluk yüzünden bazı yanlışlıklar da olmuştur. Sivil polis ekiplerinden on kişi, zabıta kuvveti şefini kaçan delilerden sanarak tımarhaneye kapamışlardır.
Sözlerim suskunluğun kıyısında bekler, Her susuşum içimde büyüyen bir fırtına. Kimse duymasa da kalbimin gürültüsünü, Sessizliğim bile bir başkaldırı aslında.
Sevgilinin diyarına kurmak lazım şehirleri. Her caddenin adı sen. Her sokağın adı sen olsun. Güneşi senle doğsun. Senle hiç batmasın. Rüzgarı senle essin. Yağmuru sen yağsın. Toprağında sen açsın.
Öyle uzaktan seviyorum seni; Sana söylemek istediğim her Kelimeyi Dilimde parçalayarak seviyorum. Damla damla dökülürken kelimelerim Masum beyaz bir kâğıtta seviyorum.
Aşk ile zenginim ben, malım mülküm yok; yâra kavuşmak ile de sevinmem, ayrılıktan şikâyetim de yok.
Yaşamak arzum da yok, ölmekten korkum da; aşka hastalığına düştüğümden beri hoş bir hâlim var. Öyle bir hâl ki, hasta ama şifa istemiyor!
Aşk ile akıl ve idraki kaybettim, alemi de kendimi de bilmez haldeyim.
Yusuf Aleyhisselâmın hasretiyle ağlayan babası Ya’kub aleyhisselâmın evi olan külbe-i ahzân (hüzünler kulübesi) ı hatırlatarak; eğilimim ona da değil, dostlar sohbetine değil; ham sofuyu yermekle de meşgul değilim; kimse kavgam da mücâdelem de yok.
Dünya geçicidir ey Yahyâ, hayat sâhibi ve bâkî olan ancak Allah. Dünyâdaki en pahalı kumaşlara -zımnen makamlara- değişmeyeceğim, ama pazara çıkarsan kimsenin müşteri bile olmayacağı eski bir şalım var.
Özledim sesini ne olur konuş Bir gül açtır zamanların ötesinden Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel Gök mavisinden, deniz mavisinden Bana bir şarkı söyle İçimde bir şey kımıldıyor Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum Bir baksana ne haldeyim deli divane Yaralıyım, çaresizim umutsuzum Bana bir şarkı söyle Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt Dökül karanlığıma ışıklar gibi Al beni, en uzaklara götür Sesin aksın içimde bir pınar gibi Bana bir şarkı söyle Bütün renkleri kat birbirine Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan Bana bir şarkı söyle Bazan kar nasıl hazin yağar bilirsin Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel En hüzünlü sesinle, en dokunaklı Bana bir şarkı söyle
"Uzunca bir süre kimsenin sizi görmeyecek olmasından ne çıkar? Mesele zamanda değil, sizin kendinizde. Güneş olun ki sizi herkes görsün. Güneşin her şeyden önce gerçek güneş olması gerekir."
Mustafa Kemal, Beyazıt semtinde bir ermeniden kiraladığı evde oturuyordu. Ali Fuat Cebesoy ile birlikte yanında, iki arkadaşı, Harbiye'den kovulmuş; gidecek yeri olmayan bir genç vardı. O genç, eylemleri ve okudukları yasak kitapları saraya ihbar etti. Mustafa Kemal, Ali Fuat ve yeni yüzbaşı çıkmış iki arkadaşı da tek tek sorguya çekildi.
Kuşlar, yavruları uçmayı öğrensin diye, Yuvadan aşağı iterler. Hayat biraz da budur; Kanat çırpmayı öğrenenlerimiz hayatta kalacak. Geri kalanlar da ölmeyecek, fakat düşecekler; Onlar yaşıyor olsalar da yaşıyor denilmeyecek. 🕊🍂