Arkadaşlar, bu site ne kadar aktif, ne kadar etkileşimli? Derinlikli, sarsıcı, dipnotlu, kaynaklı kitap keşifleri arıyorum. Felsefe, sosyoloji psikoloji eğitim, teoloji, tarih, din devlet münasebeti, varoluş. Dm den de yazabilir, sohbet ve öneri sunabilirsiniz.
Arkadaşlar aklıma bir fikir geldi ve sizinle paylaşmak istedim biliyorsunuz ben şairim yazar değilim mikro yani mini kurgular üzerine çalışıyorum 5 bölümlük benim aklıma geçenlerde şu fikir geldi 5 bölümlük hem çizgi roman gibi ama tam değil böyle küçük dergi gibi şeyler oluşturmak beğendiyseniz fikriniz önemli yorum yapmayı unutmayın lütfen! 🙏
Cennetteki azizler saflıktan ve güzellikten ayrılabilir miydi? Onların anlatılacak bir yanı yoktu. Ama ya çamurdaki azizler; işte asıl ebedi harikalar onlardı. Hayatı yaşamaya asıl değer kılan, onlardı.
İçimde söylemek istediğim çok şey var sanki. Çok büyük şeyler. Bunları ifade etmenin yolunu bulamıyorum. Bazen bana öyle geliyor ki bütün dünya, bütün hayat, her şey içimde duruyor ve sözcüsü olmam için feryat ediyor.
Hayatta en çok istediğiniz şey, hayattan alabileceğiniz en iyi şey midir?"
Bu dükkân, gerçeğimizle yüzleşmemiz için bize tam olarak bu soruyu soruyor. Hayatta hiçbir şey karşılıksız değildir; her bir arzunun ve isteğin mutlaka bir karşılığı olmalıdır. Gizemli bir dükkânın satıcısı ile müşterileri arasında geçen psikolojik ve zorlu pazarlıklara şahit oluyoruz. Bu dükkânda hayatta arzuladığınız her şeyi satın alma hakkınız var; ancak bu şeyler para karşılığında değil, iç dünyanızdan ödenecek bir bedel şartıyla satılıyor.
Derin ve kısa psikolojik hikâyeler içeren, hacmi küçük ama etkisi büyük olan bu eser; insanı kendi istek ve arzuları üzerine düşünmeye sevk ediyor. Tam bir başucu kitabı diyebilirim. Okumaktan çok keyif aldığım bu kitabı herkese tavsiye ederim. 🤗 Şimdiden keyifli okumalar!
Varlığını sezdiği ve peşinden koştuğu, ama tutamadığı şey, şiirin zapt edilmez ruhuydu. Sıcacık bir parlaklıktı ona göre, peşinden koşturan ama hep erişebileceği noktanın ötesinde kalan ılık bir buğuydu; bazen küçük iplikçiklerinin ucunu yakalamakla ödüllendiriyor, bu iplikçikleri dokuyarak beyninde dönüp duran notalarda yankısını bulan ifadelere veya görülmemiş bir güzelliğin puslu esintisine kendini bırakmış zihnindeki görümlerin içinden salınarak geçen cümleciklere dönüştürdüğü bile oluyordu.
İnsan denilen yaratığın zihninde yer etmiş olan; kendi renginin, inancının ve siyasetinin en doğrusu, en iyisi olduğuna ve dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer tüm insanların kendisinden daha talihsiz konumlara sahip olduğuna inanmasını sağlayan o yaygın dar görüşlülük, Ruth' da da vardı.
İçindeki gücün harekete geçtiğini hissederek yumruklarını sıktı. Eğer hayat ona çok daha fazla şey ifade ediyorsa, o da hayattan çok daha fazla şey isteyecekti.
Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü. Her kitabın tek tek her sayfası bilgi âlemine açılan birer gözetleme deliğiydi.
Her birey saygıyı hak ettiğini, saygı görmenin doğal hakkı olduğunu, dolayısıyla diğerine de saygı göstermesi ve onun üzerine titremesi gerektiğini kabullendiğinde, saygı kıtlığını aşabiliriz. O zaman bu ülkenin iliklerine kadar sinen rüşvet ve yolsuzluk iklimi bir son bulabilir.
Evet, onların "Mantığı iyi bilmek gerekir" şeklindeki görüşleri doğrudur; ancak mantık filozoflara özgü bir şey değildir. O sadece bizim kelâm ilminde "kitabü' n-nazar" adını verdiğimiz bir yöntemdir. Fakat onlar bu lafzı abartarak "mantık" şeklinde değiştirmişlerdir. Bazen biz onu "kitabü'l cedel", bazen de "medarikü'l-ukül" adıyla anarız. Kıt akıllı olduğu halde zeki görünmek isteyen biri, mantık adını duyduğu zaman onun, sadece filozofların bildiği, kelâmcıların ise bilmediği ilginç bir ilim olduğunu sanır.
Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin ve hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtisi olduğunu anlayabilirlerdi.
Sadece hissetmek değildi bu. Bir biçime, renge ve ışınıma bürünmüş olan duyuları, hayal gücünün hayale cüret ettiği her şeyi yüce ve sihirli bir yoldan somutlaştırıyordu.
Düşündüklerini dile dökememiş, zifiri karanlık bir gecede, yabancı bir gemide, hiç alışık olmadığı halatların arasında el yordamıyla yolunu bulmaya çalışan denizciye benzetmişti kendini.
Mektubunu okuyan arkadaşına doğru bakınca sehpanın üzerindeki kitapları gördü. Açlıktan midesi kazınan birinin yiyecek gördüğü anda gözleri nasıl arzuyla dolarsa, onun da gözleri öyle şevkle, istekle parladı.
Yağmur bir mucizeyi taşırken
Hava gök gürültüydü
Hem yağmur hem kasvet havada ve şarkımız çalıyor
Göklerdeki yağmur gözlerindeki ışığı söndürmek isterse
O zaman ben devreye girerim
Bir hırka en fazla ve şemsiye
Tanıştığımız gündeki kalkan ben olurum sana
Ve tam o anda
Sen mucizelere inanırsın
Sahiden sen
Mucizelere inanirmisin
Evet, onların "Mantığı iyi bilmek gerekir" şeklindeki görüşleri doğrudur; ancak mantık filozoflara özgü bir şey değildir. O sadece bizim kelâm ilminde "kitabü' n-nazar" adını verdiğimiz bir yöntemdir. Fakat onlar bu lafzı abartarak "mantık" şeklinde değiştirmişlerdir. Bazen biz onu "kitabü'l cedel", bazen de "medarikü'l-ukül" adıyla anarız. Kıt akıllı olduğu halde zeki görünmek isteyen biri, mantık adını duyduğu zaman onun, sadece filozofların bildiği, kelâmcıların ise bilmediği ilginç bir ilim olduğunu sanır.
Yaratılmışlığı sâbit olunca ister küre şeklinde, ister yayvan, ister altıgen veya sekizgen olsun, iddia ettikleri gibi gök ve altındakiler ister on üç, ister daha az veya daha çok tabakadan oluşsun fark etmez. Bu konular üzerinde durmanın, ilâhiyat bahisleriyle olan ilgisi, tıpkı soğanın kaç katı, narın kaç tanesi bulunduğu konusu üzerinde durmak gibidir. Amaç, nasıl olursa olsun, âlemin sadece Allah'ın fiili olduğunu vurgulamaktır.
Bir psikiyatrist ile hastası arasında gelişen olaylar, zamanla doktor için adeta bir kâbusa ve tehlikeli bir akıl oyununa dönüşüyor. Başkarakter, bu süreçte kendini hiç kimseye güvenemeyeceği karanlık bir noktanın tam ortasında buluyor.
Tam "olayların iç yüzünü okudum ve anladım" dediğiniz anda konu bambaşka bir yöne evriliyor. Bu eser klasik bir polisiye romanı değil; insan zihninin ulaşılamaz derinliklerine inen, baştan sona psikolojik gerilim dolu bir ters köşe kitabı.
Asla tahmin edemeyeceğiniz, sarsıcı bir sonla karşılaşıyorsunuz. Yazarın diğer kitaplarını da kesinlikle okumayı düşünüyorum. Bu türü seven herkese şiddetle tavsiye ederim!