Hepimizin görünmez yalanlarla inşa edildiğine inanıyorum; kalp kırıklıkları, utançlar, pişmanlıklar ve hüsranlar üst üste dizilerek bizi daha güçlü ve sağlam hale getirirlerdi.
Aşk sizi çağırdığında peşinden gidin Yolları zor ve dik olsa da, Ve kanatları sizi sardığında ona teslim olun. Tüylerinin arasına sakladığı kılıç sizi yaralayacak olsa da.
Politikacılar hep kulağa hoş gelen sözler sarf ederler. Ama söyledikleri her zaman bizde yankı bulmaz çünkü sözleri kalplerinden değil, kafalarından gelir.
İnsanlar sessizlikten korkarlar ve onu, istemedikleri her türlü şeyle sessizliği doldururlar. Ve eğer bunu yapmazlarsa, bir kişinin söylemedikleri, söylediklerinden çok daha bilgilendirici olabilir.
Özgürüz sevgilim Aynı gökyüzü altında Tek bedende Nedensiz nedende Bizdik infialin ta kendisi Sessiz sedasız gidende Beş kuruşsuz kaldık Fotoğrafın yırtık cekette Buda olmadı farksızmış Gidende gelende Kalbi coşturan, delende Başlatan, bitirende
Kuyulardan çıktım, iklimlerin fırtınalarından geçtim. Arşınladım yolları, yamaçları tırnak tırnak… Sözde senden kaçıyordum. Bir sen bir ben ıssız sahranın çöllerinde iki kum tanesi, birbirine yapışık talihleri… Ne uzaklaşıyordum ne uzaktaydın; ne yakınımda ne yakınında ama hep aynı dairenin kucağında. Üç virgül ondört’ün sınırı gelmeyen uzun yolculuğunda bir değil her yanım tutsaktı sana… Anne ninnisinden uzak ağıtlarıma tutunurken bir başıma devesiz bedeviydim kızgın güneş altında. Gölgene sarılmak yeterdi yoluma kazdığım çukur ömrümü gömmeseydi. Biliyorum! Zamanın not tutulmuş tarihinde saklandık. Ne sen sobelemek için bir gayrette ne ben ebelenmek için oyundaydım. İkimizde suskun dili lal Hüthüt gibi Anka’dan medet ummaktaydık. Kırık bir aynaya gömmüştüm umutlarımı. Bin olup karşıma dikiliyordu yeniden. Cevapsız sualler zihnimde işgallenirken vazgeçmenin ağırlığıyla sırçamdan bana doğuyordun yeniden. Her doğuşta ölüyordum sensizlikten… Harflerim hep ünsüzdü. Cümle kursam sesi ulaşmayacaktı kulaklarına. Hangisini seçsem anlamsız geliyordu boyumuzdan büyük aşkımıza. Büyük de konuşmamıştım ama çok büyük susmuştum o yıllarda… En büyük ceza buydu bana ve sana…
Affeder misin sendeki beni? Biriken zamandan sıyırıp siler misin gözlerimi? Temizler misin ruhuma, bedenime çöken kiri? Çok yoruldum. Hayatın patikasından hasretine tutundum. Her şeyin gibi hasretinde özeldi yaralarımı örten sargı, ağrılarımı dindiren merhemdi. Şimdi! Yalnız bir palmiye altında bekliyorum. Kiraz ağacı dallarındaki şarkılanan cıvıltılardan uzak, martıların alaycı bakışlarında kendimi arıyorum. Bana kurduğun o cümleyi “ Seni sevdiğimi daha nasıl söyleyeyim; caminin minaresinden mi duyurayım?” Çığlığını çok daha net duyuyorum.
Sen rahipsin, ben Müslümanım; sen yemek yemek istediğini söylüyorsun, ben de veriyorum... Sadece zenginler ayrım yapar, şu senin tanrın, bu benim tanrım diye; yoksul için hepsi birdir. Buyurun, yiyin lütfen.
Tarihsel olarak toplumda değişim yaratan insanlar genellikle orta yaşlılar değil, tutkulu gençlerdir. Kalpleri baskıya maruz kalanların haline duyarlıdırlar. Ruhları haksızlığa karşı durur ve sesi olmayanlar için savaşır. Kaç yaşında olursan ol, o genç kalbe ve ruha sımsıkı tutun.