beni koyup koyup gitme ne olursun durduğun yerde dur kendini martılarla bir tutma senin kanatların yok düşersin yorulursun beni koyup koyup gitme ne olursun bir deniz kıyısında otur gemiler sensiz gitsin bırak .....
... Nereden bileceksin, şehrin sokaklarında Kaybolan ışıkların gözlerim olduığunu Her seher yüreğimde açan karanfillerin Her akşam ellerimde sararıp solduğunu Nereden bileceksin..
Suskunluk yanlışın en büyük destekçisidir... Bir onaydır. Bir durum karşısında tepkisiz kalırsanız bilin ki o yanlış sizin tepkisizliğinizin kalkanıyla dolaşıyordur. Sitem etmeyi, doğru bulamadığınız yanlışları söylemeyi öğrenin.
Kendi ayıbıyla yüzleşemeyen, elinde fenerle senin gölgende kusur arar... Ey insanoğlu önce kendine bir bak kendi kapının önünü temizle. Sonra vakit kalırsa başkalarınkine bakarsın.
Seni dağladılar, değil mi kalbim? Her yanın, içi su dolu kabarcık. Bulunmaz bu halden anlar bir ilim. Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık. Sensin gökten gelen oklara hedef Oyası ateşle işlenen gergef. Çekme üç beş günlük dünyaya esef! Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık! 🥀💔
BİRGÜN Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa Bil ki seni düşünüyorum 🪻 Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin,açıl Örtün karanlıkları masmavi denizlerde Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde Bil ki seni bekliyorum 🍀 Bir sabah gün doğarken aç perdelerini,bak Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar Bil ki seni istiyorum 🌷 Gecelerden bir gece uyanırsın apansız Uzaklarda elemli,garip bir kuş öterse Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız Ve bir gün kabrimde bir sarı çiçek biterse Bil ki seni seviyorum... 📜🎻
Bir soykırım var Bak gökyüzünde Uçan kuş bırakmıyorlar.. 🕊️ Bir kıyım var Bak denizde Yüzen balık bırakmıyorlar.. 🍉 Bir zulüm var Bak toprakta Açan çicek bırakmıyorlar...
Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.🍀🌷
Sevgilim Kırılmak bir alışkanlığa dönüştüğünde artık kırılmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor insan Bütün sevinçleri de bir hüzün arıyorsun oysaki sadece senin olduğun yerler güzel Gerçekle hayalin ölümüyle dirinin karışmadığı tek yer senin yanın Anlatmasam da duyuyorum ama sesine ihtiyacım var Seviyorsun biliyorum ama duymalıyım Ben artık gözlerimi kapatsam bile seni görebiliyorum sevgilim Bütün kuralların istisnası aşk Anladım ki aşk bencillikmiş sevgilim İşlerim bitsin ve yanıma gel istemiyorum bile işin gücün ben olayım istiyorum Öylesine aşığım ki aşk cesaret veriyor bana Poğaçalar yaptım sevgilim mutluyum ben hem de çok Senin kazdığın havuza girdim anladım ki sudan korkmak saçma Havuzda nasıl zamanı unuttuysan bu sefer de göl kenarında piknik yapalım istiyorum İçimi en çok acıtan yerde tam da o yeri aşmak için seni bekliyorum Ama bu çağrıyı bile haykıramıyorum içimden söylüyorum
Meğer ne çok canı yanarmış insanın, baktığı yerde göremeyince görmek istediğini...
“Kendine dikkat et” gibi sıradan görünen bir cümlenin, bir kalbin yükünü taşıyabildiğini hatırlatan bir şiiri inceliyoruz bugün. Cemal Süreya bu dizelerde sevgiyi büyütmeden, süslemeden olduğu gibi, eksik ve kırılgan hâliyle anlatıyor. Şiir, özlemin ağırlaştığı bir yerde duruyor. Zamanın anlamını yitirdiği, birinin varlığıyla çoğalıp yokluğuyla eksildiği bir eşikte… Eylül’ün hüznü ve içe çöken bir yalnızlık aynı duyguda birleşiyor. Sevmenin sadece mutluluk değil, aynı zamanda bir kabulleniş ve yorgunluk olduğunu da hissettiriyor. İnsanın, görmek istediğini göremediği yerde incinmesini, kalbinin kırıldığı hâlde hâlâ aynı yere bağlı kalmasını anlatıyor birazda. Her mısra, içten içe büyüyen bir sızı gibi yerleşiyor insanın içine. Sessiz, duru ve derin bir anlatım… Eksik kalmış bir hikâyenin şiir hâli gibi...
Yine de sadece seyretmek bile başlı başına bir tedaviydi. Bu bir eğitimdi, insan acısı üzerine bir eğitimdi, son zamanlara kadar kendi evimin duvarlarının ötesindeki hayatı hiç görmemiş biri için ve oldukça korkutucu bir deneyimdi.
Geri kalan hiçbir şeyim işe yaramazdı; her şeyim değersizdi ama o tek uzvum, sol ayağım, tüm bedenimde işe yarayan tek şeydi. O olmadan kaybolurdum, sessizleşir ve gücümü yitirdim.
Sol ayağım! Ama o benim için her şey demekti; sadece onunla konuşabilir, sadece onunla yaratabilirdim! Dış dünyayla tek iletişim aracımdı, diğer insanların zihinlerine ulaşmamın, konuşabilmemin ve bildiklerimi aktarmanın tek yoluydu.
Kitapların sayfaları arasında hayal gücümle yolculuklara çıkmak çok eğlenceliydi. Okuduklarım sınırlı ve dar kapsamlı olsa da çalışma odamın dört duvarının ötesindeki dünyadan bir şeyler öğrenmeme yardımcı oluyordu.
Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor ? Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra... Zekamız olmasa daha iyiydi. Otlar, hayvanlar, bulutlar ve kayalar gibi yaşamak bana daha Saadet verici, daha yorgunluksuz, daha manalı geliyor...