Zaman zaman beni saran hüzünlerin, hayat bıkkınlığının bir ruhi hastalık alameti olmasından korkardım. Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Sevgi, o akışkan doğası ve nehir gibi coşkun gücüyle, sınırları birbirinin içine geçiren bir şeydi sanki; üstelik bu öyle bir iç içe geçişti ki, sonunda insan kendi varlığının nerede bitip diğerininkinin nerede başladığını bilemez oluyordu.
“Hayat sana karşı nazik olsun, çocuğum; olmadığında ise bu seni daha güçlü kılsın”
Kronik depresyonu olan kişilerde sık gördüğümüz bir tablo şudur; "Dünya çok kötü, insanlar çok anlayışsız, kimse kimseyi umursamıyor," gibi genellemeler yaparlar.
Hayat gerçekten bir nehir gibidir; bazen huzurla akar, bazen dalgalarıyla seni sarsar. İnsan her şeyi kontrol etmeye çalıştıkça yorulur, akıntıya karşı direndikçe tükenir. İşte tam o noktada “El-Vekîl” olan Allah’a sığınmak gerekir. Çünkü O’na bırakılan hiçbir iş yarım kalmaz. Sen elinden geleni yap, sonra kalbini teslim et… Çünkü seni en doğru kıyıya ulaştıracak olan, senin gücün değil; Rabbinin hikmetidir...
İnsanın bir şey için yaşaması lazım: Kimi vatan için, kimi insanlık için, kimi inandığı değerler için, Kimin çocuğu için... "Güzel olmak için yaşıyorum," bile diyebilir; bunda mahsur yok