Miray'ın "değişim, insanın ruhu üzerinde etkili olan bir şeydir" cümlesiyle başlayan iç monologu, geçmişin ağır yüklerinden kurtulma çabasıdır. Sabahki buluşmasında seçtiği kıyafetler ve makyaj detayları sadece görsel bir değişim değil, aynı zamanda çevreye karşı çizdiği bir "kendini sınırlama"dır. Bence bu, bireyin artık görünmez olmayı reddetmediği fikridir... Çok güzel yazıyorsunuz, devam edin. Ellerinize sağlık.
Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefâ var Aldanma ki şair sözü elbette yalandır. (Eğer Fuzûlî güzellerde vefa var derse; inanma ki şair sözü elbette yalandır).
Eser 215 sayfadan oluşmakta. Uzun zamandır bu kadar sıkıcı bir eser okumamıştım 3 günümü heba etti. Normalde karamsar bir ruh haline sahip olmama rağmen eserdeki karakterlerin hayatlarının, ölümü isteyecek düzeyde kötü olmadığı görüşü hakim oldu bende. Belki karakterlerin psikolojik durumlarının üzerinde biraz daha durulsa yada geçmişlerine biraz daha acılar katılsa okunur düzeyde bir roman olurdu. ESERDE BOSNA SAVAŞINDA YAPILAN SOYKIRIMIN BİR KAÇ KİŞİ TARAFINDAN YAPILDIĞI VE BUNUN HAFİFE İNDİRGENMİŞ OLMASI DÜŞÜNCESİ, KARAKTER AĞZI İLE DİLE GETİRİLMİŞ OLMASI İSE BAŞKA BİR FACİA. BU NOKTADA BEN BU YAZARI BİR DAHA OKUMAMA KARARI ALMAKLA BERABER CAN YAYINLARININ BASMIŞ OLDUĞU ESERLERİDE OKUMAMA KARARI ALDIM. Tepkimi abartı bulabilirsiniz ama aynı ifadenin yahudiler için kullanıldığını düşünün öyle karar verin. ALMAYIN ALDIRMAYIN...
Çocukluk ve hep böyle değil midir? Hatıralar hava ve zaman etkisi ile yıpranmış, delik deşik olmuş bir sayfa biçiminde kalır. O zaman en fazla tesir eden şeyler, hatıralar tablosunda en derin kazılır.
“Elini kızım, uzatmak ister mi sen!” diye bozuk bir Rusçayla seslendi ona. “O zaman mutluluk söylerim, hayat okur ben.” ... bu küçük gösteriden yavaş yavaş uzaklaşan Lyubov'un kulağına son olarak “Kader güzel... kader tatlı...” sözcükleri çalındı. Güverteyi tarayan rüzgâr başındaki hasır şapkayı ensesine devirdi. Akşam göğünü kaplayan zarif bulutların arkasında kalan güneş görünmüyordu artık, ama süzülen ışığın altında su ışıyıp parlıyordu.
Yaradılışının en başındaki bir dünya bu; çok daha büyük, henüz tam biçimlenmemiş ve daha yalın. Gökyüzü, toprak ve su, sanki birbirlerinin kollarından henüz ayrılmışçasına hepsini kucaklayan tek bir kontürle çizilmiş gibi duruyorlar, çıplak ve henüz can bulmamış bir halde Tanrı'nın karşısına çıkmışlar da ölçüsüz büyüklüğüne tanıklık etmekten başka bir şey ellerinden gelmiyormuş gibi.
“... geceyle gündüz hâlâ iç içe, kararsızca salınıyorlar ve ufukta güneşin ilk ışıklarının alevlenmesiyle evrenin kaosundan çözülen bir dünya ilk kez ortaya çıkıyor sanki.”
“İşlerin umduğum gibi gitmemesine az çok hazırdım ama ilk adımı attıktan sonra artık hiçbir şeyin aynı kalmayacağını biliyordum .Daha fazla vakit kaybetmek anlamsızdı. “