Her birey saygıyı hak ettiğini, saygı görmenin doğal hakkı olduğunu, dolayısıyla diğerine de saygı göstermesi ve onun üzerine titremesi gerektiğini kabullendiğinde, saygı kıtlığını aşabiliriz. O zaman bu ülkenin iliklerine kadar sinen rüşvet ve yolsuzluk iklimi bir son bulabilir.
Evet, onların "Mantığı iyi bilmek gerekir" şeklindeki görüşleri doğrudur; ancak mantık filozoflara özgü bir şey değildir. O sadece bizim kelâm ilminde "kitabü' n-nazar" adını verdiğimiz bir yöntemdir. Fakat onlar bu lafzı abartarak "mantık" şeklinde değiştirmişlerdir. Bazen biz onu "kitabü'l cedel", bazen de "medarikü'l-ukül" adıyla anarız. Kıt akıllı olduğu halde zeki görünmek isteyen biri, mantık adını duyduğu zaman onun, sadece filozofların bildiği, kelâmcıların ise bilmediği ilginç bir ilim olduğunu sanır.
Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin ve hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtisi olduğunu anlayabilirlerdi.
Sadece hissetmek değildi bu. Bir biçime, renge ve ışınıma bürünmüş olan duyuları, hayal gücünün hayale cüret ettiği her şeyi yüce ve sihirli bir yoldan somutlaştırıyordu.
Düşündüklerini dile dökememiş, zifiri karanlık bir gecede, yabancı bir gemide, hiç alışık olmadığı halatların arasında el yordamıyla yolunu bulmaya çalışan denizciye benzetmişti kendini.
Mektubunu okuyan arkadaşına doğru bakınca sehpanın üzerindeki kitapları gördü. Açlıktan midesi kazınan birinin yiyecek gördüğü anda gözleri nasıl arzuyla dolarsa, onun da gözleri öyle şevkle, istekle parladı.
Yağmur bir mucizeyi taşırken
Hava gök gürültüydü
Hem yağmur hem kasvet havada ve şarkımız çalıyor
Göklerdeki yağmur gözlerindeki ışığı söndürmek isterse
O zaman ben devreye girerim
Bir hırka en fazla ve şemsiye
Tanıştığımız gündeki kalkan ben olurum sana
Ve tam o anda
Sen mucizelere inanırsın
Sahiden sen
Mucizelere inanirmisin
Evet, onların "Mantığı iyi bilmek gerekir" şeklindeki görüşleri doğrudur; ancak mantık filozoflara özgü bir şey değildir. O sadece bizim kelâm ilminde "kitabü' n-nazar" adını verdiğimiz bir yöntemdir. Fakat onlar bu lafzı abartarak "mantık" şeklinde değiştirmişlerdir. Bazen biz onu "kitabü'l cedel", bazen de "medarikü'l-ukül" adıyla anarız. Kıt akıllı olduğu halde zeki görünmek isteyen biri, mantık adını duyduğu zaman onun, sadece filozofların bildiği, kelâmcıların ise bilmediği ilginç bir ilim olduğunu sanır.
Yaratılmışlığı sâbit olunca ister küre şeklinde, ister yayvan, ister altıgen veya sekizgen olsun, iddia ettikleri gibi gök ve altındakiler ister on üç, ister daha az veya daha çok tabakadan oluşsun fark etmez. Bu konular üzerinde durmanın, ilâhiyat bahisleriyle olan ilgisi, tıpkı soğanın kaç katı, narın kaç tanesi bulunduğu konusu üzerinde durmak gibidir. Amaç, nasıl olursa olsun, âlemin sadece Allah'ın fiili olduğunu vurgulamaktır.
Bir psikiyatrist ile hastası arasında gelişen olaylar, zamanla doktor için adeta bir kâbusa ve tehlikeli bir akıl oyununa dönüşüyor. Başkarakter, bu süreçte kendini hiç kimseye güvenemeyeceği karanlık bir noktanın tam ortasında buluyor.
Tam "olayların iç yüzünü okudum ve anladım" dediğiniz anda konu bambaşka bir yöne evriliyor. Bu eser klasik bir polisiye romanı değil; insan zihninin ulaşılamaz derinliklerine inen, baştan sona psikolojik gerilim dolu bir ters köşe kitabı.
Asla tahmin edemeyeceğiniz, sarsıcı bir sonla karşılaşıyorsunuz. Yazarın diğer kitaplarını da kesinlikle okumayı düşünüyorum. Bu türü seven herkese şiddetle tavsiye ederim!
Okyanus, nasıl da dövünüyor, bir aşağı bir yukarı. Ve altında, balıklar, zavallı balıklar birbirleriyle savaşıyorlar, birbirlerini yiyorlar. Bizim de o balıklardan farkımız yok, ama biz karadayız, tek fark bu.
Dörtlü seriyi tamamladıktan sonra, hepsini kapsayan genel bir yorum yapmak daha doğru olur ye düşündüm.
Direnmenin, var olmanın, umudu ayakta tutmanın ve birlikte yürümenin güçlü sesini harikulade okuyucuya yansımasını hissedebiliyoruz.
Güzel olan ne varsa, taze kalsın istiyor insan. Belki de bu yüzden, karakterlerin çok sık kullandığı “terütaze” kelimesi ile başlamak istedim.
*
Haksızlığa, ezilmişliğe baş kaldıran. Zulmü dişlerinin arasına alıp çiğneyen, sonra da insandan ve insanlıktan uzak yerlere tükürme telaşı içine düşen, İnce Memed'in yani namı diğer İbrahim Oğlu Çoban Memed'in haklı ve kararlı isyanını sergiye çıkaran serinin dördüncü ve son kelâmı.
Değerli Usta Yaşar Kemal, sadece bir kahramanın hikayesini değil, aynı zamanda yaşam koşullarının insana nasıl şekil verdiğini bir güzel aklımıza nakşediyor. Sosyal adalet, mücadele ve insan doğası gibi derin temaları, ustaca dili ve doğa betimlemeleri, iğne oyası inceliğiyle ile tane tane işlenmiş harfleriyle bir dönemi böylesine el emeğini, göz nurunu ekleyerek armağan etmiş bize.
Bir yanda resmi giyitleriyle mevkisini makamını, halka zulmeden, halkı aşağılayan, halkı hor gören para babaların ayağına serenler, diğer yanda halka ve kendisine bu yapılanları içine sindiremeyen, yufka yürekli bir zamanların çelimsiz çobanı İnce Memed'in başını çektiği bir grup eşkiya!
Okudukça her mısradan sonra “evet bunlar yaşandı yaşatıldı” diye söylendiğim yerler çok fazlasıydı. Hâkezâ, yıllandıkça vahameti biraz daha modernize edilmiş haliyle artarak devam etmektedir aslında. Sağımız solumuz savaş, zulüm, açlık ve ölüm. İzliyoruz hep birlikte, film izler gibi.
*
Bütün karakterlerin önemi bir yana, “Ben ölmeden seni göreceğim. Allahıma yalvardım, seni bir daha koklamadan, güzel yüzünü görmeden Allah beni öldürmeyecek” diyerek, Memed'ine seslenen Hürü Ananın önemi bir yana. Her seride ağırlığını hissettirerek hikâyenin yükünü sırtlayan Canım Anadolu Kadını. Yeşilçam'ın Aliye'sine rol veren Hürü Ana, bu hikâyede benim kahramanım sensin.
*
Ve elbette aşksız, sevdasız, yüreği sarıp sarmalamayan sevgisiz bir hayat mı olur? Olmazdı! Bu hikâyede de aşk, nasibine düştüğü kadarını almış.
Finali yaptıktan sonra kafamda oluşan soruları bir kenara bırakıp. Yanıma kâr kalan kederlere, hüzünlere, düşüncelere, güzelliklere, sevmelere-sevilmelere sarıldım. Kalbimi iyilik kokusu sardı.
Evet, “iyilik iyidir” Memed'im Sana, yoldaşlarına ve yazarına selam ederim.
İnsanlar kıskançlık yüzünden, öfke yüzünden, nefret yüzünden, bencillik yüzünden, manevi kibir yüzünden cinayet işlemişlerdir; ama hiç kimsenin hayırseverlik yüzünden şeytani bir cinayet işlediğini duymadım.”
Kaçınci kez okudum bilmiyorum ama her okuduğumda ayrı bir seviyorum dili anlatamam her şeyiyle mükemmel hastanedeki yaşantıları yaşadıkları sıkıntıları bir hastanın neler düşünebilecegini yaşayabileceğini ruhundaki sıkıntılar her anlatımı ile olaganustu
Bir yankıyla dönelim benliğimize veya gecenin bilinmeyensaırenizin şiir ve sözlerine🎉🎉 Sessizliğin Yankısı Seni senin gibi koca Bir bahaneye sığdıramadım Yaktım gemileri ardından Kalakaldım.. Hatıralın hattını saydım Kaçıncı veda bu? Ve yine Seni senin gibi Bir bahaneye Sığdıramadı kalbimin yankılı sedası Bir hüsrana uyandı Sessizli... Sessizlik Lütfen.. Bugün bir acı çekiyor kalbim Derinden Bir sessizlik
Ervahı Ezelden levhi kalemden, levhi kalemden Bu benim bahtımı kara yazmışlar Bilirim güldürmez devri alemden Birgünümü yüz bin zara yazmışlar Bilirim güldürmez devri alemden Birgünümü yüz bin zara yazmışlar
Dünyayı sevenler veli değildir, canım değildir Canı terkedenler deli değildir İnsanoğlu gamdan hali değildir Her birini bir efkara yazmışlar İnsanoğlu gamdan hali değildir Her birini bir efkara yazmışlar
Olaydım dünyada ikbali yaver, hey can yaver El etsem sevdiğim acep kim neder Bilmem tecelli mi yoksa ki kader Beni bir vefasız yara yazmışlar Bilmem tecelli mi yoksa ki kader Beni bir vefasız yara yazmışlar Yazanlar Leylanın Mecnun kitabın Sümmani yi bir kenara yazmışlar Yazanlar Leylanın Mecnun kitabın Sümmani yi bir kenara yazmışlar