Almenya'ya İletiler Almenya; bugün herhangi bir gün. Senin olmadığın günlere bir anlam ya da derinlik yükleme niyetinde değilim. Çanlardan ve minarelerden yükselen seslere senin sesini karıştıracağım, sonra muhtemel radyoların sesini kısacağım ve gerçekten duymak için kulak vermeye çalışacağım. Kalabalıkları, sanki bir fırlatma çemberinin içindeymişim gibi, kendimden uzağa savuracağım. Nefesini ekmeğime, tenini gömleğime süreceğim.
Günün yorgunluğunu geceleri kirli bir kıyafet gibi üzerimden atacağım. Sabahları ise daha güne başlamadan, işin ağırlığını sırtlanmış gibi hissedeceğim.Yaşamak için çok sebep var, ama ölmek için hiçbir sebep yok. Kalbimde küçük bir ibadet parçacığı gibi seni özlemeyi taşıyorum; ellerimde ve zihnimde, durmadan
ah benim can kardeşlerim, karıncalarım, insanoğlundan umudu kesin. Bu işte insanlara en küçük bir umut bağlamayın, ben insanlarla çok deneyimlerden geçmişimdir.
"Büyük Kartal öldü" (La Grande Aquila è Morta), Fatih Sultan Mehmet’in 3 Mayıs 1481'deki vefatının ardından Venedik elçisi tarafından Venedik'e gönderilen mektupta kullanılan ifadedir.
Ne güzel şey hatırlamak seni, Yazmak sana dair, Hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek: Filanca gün, falanca yerde söylediğin söz , kendisi değil edasında ki dünya...
Ben, beni ele geçirsem, --âbıhayat içersem demiyorum -- kapılar bir daha açılsa ben bu haneye bir daha girsem yaşardım yine böyle kanrevan içinde yine böyle aşk ile sersem, ben, beni bir daha ele geçirsem...
Henüz vakit varken, gülüm, Paris yanıp yıkılmadan, henüz vakit varken, gülüm, yüreğim dalındayken henüz, ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri Volter Rıhtımı'nda dayayıp seni duvara öpmeliyim ağzından sonra dönüp yüzümüzü Notrdam'a çiçeğini seyretmeliyiz onun, birden bana sarılmalısın, gülüm, korkudan, hayretten, sevinçten ve de sessiz sessiz aglamalısın, yıldızlar çiselemeli incecikten bir yağmurla karışarak.
Behey ahmaklar, behey kaz kafalı, behey incir çekirdeği beyinli karınca kardeşler, farkında mısınız biz ne kadar zamandır yiyecek biriktirmiyoruz kendimize? Bütün gücümüzü saray yapmaya, ta yerin ortasından mavi elmas kayasını çıkartarak taht yontmaya harcamadık mı?
Bu dünya kocaman bir alış veriş yeri; Kimi Alın teriyle alır. Kimi Alın terini satar. Kimileri gider kötülüğü verip ,hidâyet satın alır, Kimi ise hidâyeti verip kötülüğü satın alır. Kimileri adalet alır , Kimileri de gider Adaleti satar. Kimileri gider iyiliği verip kötülüğü satın alır. Kimileride kötülüğü verip iyiliği satın alır. Kimi gider gönüller alır,kimileri de gönülleri satar . Bu dünyada Satan, satana, alan ,alana. Yeterki satılan insan olmasın,gönül olmasın, vicdan olmasın ,merhamet olmasın, Adalet olmasın, Alın teri olmasın . Satın aldığımız gelecekteki yaşamımızda bu dünyamızda hidayet olsun,sevgi olsun, gönül olsun…
Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki: -Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana... Ve ben artık biliyorum: Toprağın- yüzü güneşli bir ana gibi- en son en güzel çocuğunu emzirdiğini.. Fakat ne eyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olanın parmaklarına başımı kurtarmam kabil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak...
En güzel deniz : henüz gidilmemiş olanıdır. En güzel çocuk : henüz büyümedi. En güzel günlerimiz : henüz yaşamadıklarımız. Ve sana söylemek istediğim en güzel söz : henüz söylememiş olduğum sözdür.