Şimdi biliyorum ki en güçlü insanlar diğerlerini seven ve onların da kendilerini sevmesine izin verenler. “Kimse bir ada değil," diyen bir şiir vardı, sanırım şimdi bunun ne demek olduğunu anlıyorum.
Uzun yolculuklar da küçük bir adımla başlamaz mı? Hem bazen oturup dinlenmek ya da ilerisi çok korkutucu olduğunda geri dönmek gerekir ya da öncesinde yapmanız gereken başka şeyler vardır. Ama yine de küçük adımlar olmadan o yolculuğa çıkamazsınız.
Ve şimdi manevi gücümü nerede bulacağımı biliyorum. O size diğer insanlar tarafından verilmeli. Biri sizi düşündüğünde, önemsediğinde size kendisinden bir parça verir. O parça sizi güçlendirir.
İnsanın insana ihtiyacı vardır. Zarar görmemek için kendini sürekli diğerlerinden uzakta tutamazsın ki. Bunun tek sonucu şu olur; yine zarar görür, yara alırsın ve yalnız kalırsın.
"Belki, üzüntünü çok uzun süre kilit altında tutunca daha beter artıyordur. Bir deponun dolması gibi. Sonra bir gün depo çatlar ve sen normalden daha çok üzüntüye boğulursun çünkü hepsini içinde biriktirmişsindir."
"Manevi güç dayanak noktandır," deyip boyama kitabına geri döndüm. "Üzgün, endişeli, yalnız olduğun durumlarda ya da bunlara benzer durumlarda içindeki manevi gücü bulman gerekir. Bu kötü duygulardan kurtulmak için onu kullanıp yeniden mutlu olursun. Bu seni güçlü yapan şeydir, anlıyorsun değil mi?"
Bu oda benim sığınağım. Oturup etrafımı çevreleyen görünmez hikâyeleri soluyorum. Bu hikâyelerdeki karakterler birileri o kelimeleri okunduklarında özgürlüklerine kavuşuyor. Kitaplar sizi gerçek hayatta hiç gidemeyeceğiniz yerlere götürüp hiç tanışamayacağınız insanlarla tanıştırır.
Okumak her şey içindir. Gerçek hayatta gidemeyeceğin yerlere gidebilirsin. Olamayacağın kişiler olabilirsin. Yapmaya iznin olmadığı şeyler yapabilirsin.
Günün birinde yaşlı bir kadın bir kafede oturur. Garson kız ona menü kartını getirir ve ne sipariş etmek istediğini sorar. Yaşlı kadın sorar: "Bir dilim pasta ne kadar?" Garson kız: "3 Euro" diye cevap verir. Yaşlı kadın cebinden biraz bozuk para çıkarır ve yavaşça saymaya başlar. Sonra tekrar sorar: "Peki, basit bir dilim kek ne kadar..?” Garson kız sinirli sinirli bakar yaşlı kadına. Birçok masaya bakması gerekir ve streslidir. Sabırsızca cevap verir: “2 Euro" "Bu iyi, o zaman basit bir kek alacağım” diye cevaplar yaşlı kadın. Sinirli olan garson kız keki getirir ve hesap fişini masanın üzerine bırakır. Giderken, "Cimri insanlar..!” diye mırıldanır kendi kendine. Yaşlı kadın pastayı yavaşça ve zevkle yer, sessizce kalkar, parayı masaya koyar ve gider. Garson kız masayı temizlemek istediğinde, yaşlı kadının 1 Euro bahşiş bıraktığını fark eder. Gözleri yaşarır. Yaşlı kadının garson kıza bahşiş vermek için basit bir parça kekle yetindiğini fark eder. Ama yaşlı kadından özür dilemek için çok geçtir… Birini yargılamadan önce karşımızdakini anlamaya çalışmak daha faydalı bir seçim. Gördüklerimizin arkasındaki doğruları keşfetmeye yönelmek evvelâ bizleri körlükten kurtarır. Çok bilmişlik ve ukalâlık egonun kalesidir. Kutsal Ruh sevgi dolu iletişimi öğretir. Her zaman, her yerde, herkesle ve her şartta…
Ben boş, değersiz, ahlaksız bir adamım! Soluduğum hava, içtiğim şu şarap, aşk, kısaca bugüne kadar yaşadığım bu hayat için hiçbir bedel ödemedim; her şeyi yalan, aylaklık ve korkaklık karşılığında elde ettim. Bugüne kadar insanları ve kendimi aldattım, bundan azap duydum; ancak benim duyduğum azap ucuz ve bayağı türden bir azaptı.
Hep kadın sayesinde neşelidir, onlar yüzünden üzüntülüdür, canı sıkılmıştır ya da hayal kırıklığına uğramıştır. Hayat çekilmez hale mi geldi, kadın suçludur.
Bu harikulade dünyanın, burada, yoksul Türklerin ve tembel Abazaların dolaştıkları bu kıyılarda değil, oralarda, opera, tiyatro, gazete ve her türlü zihinsel emek ürününün mevcut olduğu kuzeyde mümkün ve gerçek olabileceğini düşündü. İnsan ancak orada dürüst, zeki, yüce ve saf olabilirdi, burada değil! İdealleri ve hayatta ona yol gösterecek bir ilkesi olmadığı için –bunun anlamını şimdi çok bulanık olarak anlamasına rağmen– kendini suçladı.
Aile yaşamında esas olan sabırdır. İşitiyor musun, Vanya? Aşk değil, sabır. Aşk uzun sürmez. Sen iki yıl aşkın tadını çıkararak yaşamışsın, şimdiyse aile hayatında yeni bir döneme girdiğin çok açık.