Fakat içimde öyle bir şeytan var ki bana her zaman istediğimden büsbütün başka şeyler yaptırıyor onun elinden kurtulmaya çalışmak boş yalnız ben değil hepimiz onun elinde bir oyuncağız...
Bilmezdim ben seni sevmeden önce, Sevmenin bu kadar zor olduğunu Sensiz ateşlerim biz lahzada buz, Seninle buzların kor olduğunu İnsan aşk uğruna yola düşünce Köprüden geçermiş o kıldan ince Duyar inanmazdım başa gelince Anladım köprünün var olduğunu ..
Beden eğitimi derslerinde nasıl ölünür, karanlığa rahatça nasıl kayılır, bilinç nasıl kaybedilir, tabutta nasıl düzgün görünülür gibi alıştırmaların yapılması gerekir.
Hikâye, şiirsel bir dille dokunmuş; doğa tasvirleriyle adeta bir tablo çiziyor. Gülfeza ve Ali'nin iç dünyaları, metaforlarla (sis, kurbağalar, yağmur) ustalıkla yansıtılmış. Betimlemelerin yoğunluğu, olay akışını iliklerimize kadar yaşamamıza olanak sağlıyor. Toplum baskısı ve umut teması evrensel olsa da karakterlerin derinlikleri her birimizin içini yansıtıyor. Özellikle Ayşe gibi antagonistler tek boyutlu işlenmiş. O yolculuğa şahit olmak gerçekten apayrı bir anı bırakacak hafızanızda. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Ben bu kitabi çok sewdim.Her kesin okumasını tavsiye edeceğim bir kitap oldu.Merakla 3.seriyi okumaya devam ediyorum. Acaba gerçekler ne? Korel aslinda Kim? Minelin hayatının bundan sonra daha zor olacağını düşünüyorum.Korel'in gidişi üzdü.🥀
Allah'a yönelenler artık sağnak sağnaktı. Gülümden yana bir akın vardı, her yönden ve her iklimden... Işığa koşuyordu koşanlar, nura koşuyordu kelebekler. Büyük demeden, küçük demeden, kadın demeden, erkek demeden....
Bazen asillerden, bazen dul, bazısı zenginmiş, bazısı kul Siyah ırktan, beyaz ırktan, kimi elliden kimi kırktan... Ta Yemen'den, Bahreyn ve Basra'dan, Habeş illerinden ve diyarı Kisra'dan... Gülümün kokusu bahçeleri tutmuş, gül çağı başlamıştı; insanlığa insaniyet pek güzel yakışmıştı.
Onun yaşındakiler içki ve kadın derdindeyken o bir iman abidesi oluverdi. Mekkeli kızların dilinde bir destan idi. Mekke pencerelerinden kendisine sallanan mendillerin haddi hesabı yoktu. Ona vurgun güzeller birbirleriyle yarışır, onunla göz göze gelebilmek için aracı kadınlar çalışırdı. O hareme gelecek diye putların önünde yol gözleyen genç kızların neler hissettiklerini ve benim şarkılarıma eşlik eden terennümlerle güzel cemaline karşı teşbibler okuduklarını ben bilirim.
Hüzün ve Tesadüf, Mustafa Kutlu’nun insanın iç dünyasına sakin ama derin bir şekilde dokunan eserlerinden biridir. Bu kitapta büyük olaylardan çok, hayatın içinden geçen küçük anların nasıl insanın kaderini değiştirebildiğini görüyoruz.
Okurken en çok hissedilen duygu, adından da anlaşılacağı gibi, hafif bir hüzün. Hikâyede karşılaşılan insanlar, yolları kesişen hayatlar ve beklenmedik tesadüfler aslında hepimizin yaşayabileceği türden. Bu yüzden kitap, uzak bir kurgu gibi değil; sanki birinin gerçek hayatını dinliyormuş hissi veriyor.
Çalıkuşu, okurken sadece bir hikâye takip etmiyorsunuz; sanki Feride’nin yanında yürüyormuş gibi hissediyorsunuz. Reşat Nuri Güntekin öyle bir karakter yazmış ki, bazen ona kızıyorsunuz, bazen üzülüyorsunuz ama en çok da onun güçlü kalmasına hayran oluyorsunuz.
Feride’nin yaşadığı hayal kırıklığından sonra her şeyi bırakıp Anadolu’ya gitmesi aslında bir kaçış değil, kendini yeniden bulma yolculuğu gibi geliyor. Gittiği her yerde yalnızlıkla, yanlış anlaşılmalarla ve insanların sert bakışlarıyla karşılaşsa da içindeki umut hiç tamamen sönmüyor. Bu yüzden roman bana, insanın kırıldıktan sonra bile devam edebileceğini hissettirdi.
Kitabı okurken en çok hoşuma giden şey, duyguların abartılı değil gerçek hissettirmesiydi. Feride kusursuz biri değil; bazen gururlu, bazen inatçı ama tam da bu yüzden çok gerçek. Anadolu bölümleri ise insanı hem hüzünlendiriyor hem de düşündürüyor; çünkü anlatılan zorluklar sadece Feride’nin değil, bir dönemin gerçeği gibi.
Bence Çalıkuşu’nun etkileyici olmasının nedeni büyük olaylar değil, küçük duyguların içten anlatılması. Kitap bittikten sonra insanın içinde hafif bir boşluk kalıyor; sanki tanıdığın biri uzak bir yere gitmiş gibi. Benim kitaptan çıkardığım en büyük ders, hayatta çeşitli zorluklar olabilir ama bu zorluklara rağmen asıl mesele ayakta durabilmektir.